4 Kasım 2007 Pazar

NAMAZ KILMAYI ÖĞRENELİM

SABAH NAMAZI

Sabah namazı dört rek'attir. İki rek'at sünnet, iki rek'at farzdır.
"Sabah namazının sünneti" şöyle kılınır:
1- Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak kadar açık olarak paralel tutulur. Ellerin baş parmakları kulak yumuşaklarına değdirilir, avuç içleri kıble istikâmetine açılır. “Niyet ettim. Allah rızâsı için bu günün sabah namazının sünnetini kılmaya, döndüm kıbleye” diye kalbden geçirildikten sonra, “Allahü ekber” diyerek, göbek altında, sağ el sol elin üzerine bağlanır.
Kadınlar tekbîr alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmak araları normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizâsına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırırlar. Sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.
2- Gözleri, secde edilecek yerden ayırmaksızın:
a) Sübhâneke, okunur.
b) E’ûzü Besmeleden sonra Fâtiha, okunur.
c) Fâtihadan sonra Besmele okunmaksızın bir zamm-ı sûre (meselâ; Elem terakeyfe..) okunur.
3- Zamm-ı sûreden sonra "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir. El parmaklarını açıp dizler üzerine konur, bel düz tutulur ve gözleri ayaklardan ayırmayarak, en az üç defa "Sübhâne Rabbiyel-azîm" (5 veya 7 de olur) denir.
Kadınlar rükûda, sırtını ve başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini parmaklarını açmayarak dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.
4- "Semi’allahü limen hamideh" diyerek doğrulunur. Doğrulurken, pantolon çekilmez ve gözler secde yerinden ayrılmaz. Tam dik durunca, (Rabbenâ lekel hamd) denir.
5- Ayakta fazla durulmadan "Allahü ekber" diyerek secdeye gidilir. Secdeye giderken sırası ile;
a) Sağ diz, sonra sol diz, sağ el, sonra sol el, burun ve alın yere konur.
b) Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür.
c) Baş iki elin arasına konur,
d) Elin parmakları bitişik tutulur,
e) Avuç içleri yere yapıştırılır. Dirsekler yere yapıştırılmaz.
Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik hâlde bulundururlar.
f) Bu vaziyette iken en az üç defa "Sübhâne rabbiyel-a’lâ" denir.
6- Sonra, “Allahü ekber” diyerek sol ayak yere yayılır, sağ ayağın parmakları kıble istikâmetinde bükülür, uylukların üzerinde oturulur. Avuçlar, dizin üzerine konur ve parmaklar kendi hâline bırakılır.
Kadınlar ise, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.
7- Uyluklar üzerinde sübhânallah diyecek kadar oturduktan sonra, "Allahü ekber" diyerek, tekrar secdeye varılır.
8- Secdede, yine en az üç defa "Sübhâne rabbiyel a’lâ" dedikten sonra “Allahü ekber” diyerek ayağa kalkılır. Ayağa kalkarken, ellerle yerden kuvvet alınmaz ve ayaklar yerinden oynatılmaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra da sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz yerden kaldırılmalıdır.


9- Ayakta iken Besmeleden sonra Fâtiha ve bundan sonra bir zamm-ı sûre okunup, "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir.
10- İkinci rek’at de, birinci rek’atte târif edilen şekilde tamamlanır. Yalnız ikinci secdeden sonra, "Allahü ekber" deyince, ayağa kalkmayıp uyluklar üzerine oturulur ve:


a) "Ettehiyyâtü", "Allahümme salli", "Allahümme bârik"ve "Rabbenâ âtina" duâlarını okuduktan sonra, önce sağa, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah", sonra sola "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir.
b) Selâm verdikten sonra, "Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" denir ve hiç konuşmadan sabah namazının farzını kılmaya kalkılır. Çünkü, sünnet ile farz arasında konuşmak namazı bozmaz ise de sevâbına azaltır.
Sabah namazının sünneti ile farzı arasında kılınış bakımından bir fark yoktur. Aynı şekilde farz da kılınır.
Bundan sonra, üç kere "Estagfirullah" denir, sonra, "Âyet-el-kürsî" okunur ve tesbih çekilir. Yani, otuzüç defa, Sübhânellah, otuzüç defa Elhamdülillah, otuzüç defa Allahü ekber denir. Sonra, Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerîkeleh, lehülmülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr, denir. Bunları sessizce okumalıdır. Yüksek sesle okumak bid’attır.
Daha sonra duâ edilir. Duâ ederken, eller göğüs hizâsına kaldırılır. Eller göğe doğru açılarak avuçların içi yüze doğru biraz meyilli tutulur ve iki elin arası açık bulundurlur. Dirsekler yanlara yapışık olmaz. Sabah namazını tablo hâlinde görmek için burayı tıklayınız.
Cemaatle kılarken
İmâmla birlikte kılarken, ayakta iken imâm içinden okusa da, yüksek sesle okusa da, cemaat bir şey okumaz. Yalnız, birinci rek'atte, Sübhâneke okur. İmâm, yüksek sesle Fâtihayı bitirince, cemaat yavaşça "âmîn" der. Bunu yüksek sesle söylememelidir. Rükü’dan kalkarken, imâm "Semi’allahü limen hamideh" deyince, cemaat yalnız, "Rabbenâ lekel hamd" der. Sonra eğilirken "Allahü ekber" diyerek, imâmla birlikte cemaat de secdeye gider. Rükü’da, secdelerde ve otururken yalnız kılar gibi cemaat de okur.




ÖĞLE NAMAZI

Öğle namazı on rek'attir. Önce, dört rek'at ilk sünneti, sonra dört rek'at farzı, farzdan sonra da iki rek’at son sünneti kılınır.
Sünnet ve farz ları diğer namazlar gibi kılınır.(Sabah Namazında anlatılmıştır)




İKİNDİ NAMAZI



İkindi namazı sekiz rek'attir. Önce, dört rek'at sünneti, sonra dört rek'at farzı kılınır.İkindi namazının ilk sünnetinin kılınışı
Sünnet ve farz ları diğer namazlar gibi kılınır. (Sabah Namazında anlatılmıştır)




AKŞAM NAMAZI



Akşam namazı beş rek'attir. Önce üç rek'at farzı, sonra iki rek'at sünneti kılınır.
Akşam namazının farzının kılınışı
Sünnet ve farz ları diğer namazlar gibi kılınır. (Sabah Namazında anlatılmıştır)




YATSI NAMAZI

Yatsı namazı onüç rek'attir. Önce, dört rek'at sünnet, sonra dört rek'at farz, sonra iki rek'at son sünnet, bundan sonra üç rek'at, Vitir namazı kılınır.
Sünnet ve farz ları diğer namazlar gibi kılınır. (Sabah Namazında anlatılmıştır)


Vitir namazının kılınışı
Vitir namazı üç rek'attır. Şöyle kılınır:
1- Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak kadar açık olarak paralel tutulur. Ellerin baş parmakları kulak yumuşaklarına değdirilir, avuç içleri kıble istikâmetine açılır. “Niyet ettim. Allah rızâsı için bu günün vâcip olan vitir namazını kılmaya, döndüm kıbleye” diye kalbden geçirildikten sonra, “Allahü ekber” diyerek, göbek altında, sağ el sol elin üzerine bağlanır.
2- Gözleri, secde edilecek yerden ayırmaksızın:
a) Sübhâneke, okunur.
b) E’ûzü Besmeleden sonra Fâtiha, okunur.
c) Fâtihadan sonra Besmele okunmaksızın bir zamm-ı sûre (meselâ; Elem terakeyfe..) okunur.
3- Zamm-ı sûreden sonra "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir. El parmaklarını açıp dizler üzerine konur, bel düz tutulur ve gözleri ayaklardan ayırmayarak, en az üç defa "Sübhâne Rabbiyel-azîm" (5 veya 7 de olur) denir.
4- "Semi’allahü limen hamideh" diyerek doğrulunur. Doğrulurken, pantolon çekilmez ve gözler secde yerinden ayrılmaz. Tam dik durunca, (Rabbenâ lekel hamd) denir.
5- Ayakta fazla durulmadan "Allahü ekber" diyerek secdeye gidilir. Secdeye giderken sırası ile;
a) Sağ diz, sonra sol diz, sağ el, sonra sol el, burun ve alın yere konur.
b) Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür.
c) Baş iki elin arasına konur,
d) Elin parmakları bitişik tutulur,
e) Avuç içleri yere yapıştırılır. Dirsekler yere yapıştırılmaz.
f) Bu vaziyette iken en az üç defa "Sübhâne rabbiyel-a’lâ" denir.
6- Sonra, “Allahü ekber” diyerek sol ayak yere yayılır, sağ ayağın parmakları kıble istikâmetinde bükülür, uylukların üzerinde oturulur. Avuçlar, dizin üzerine konur ve parmaklar kendi hâline bırakılır.
7- Uyluklar üzerinde sübhâhallah diyecek kadar oturduktan sonra, "Allahü ekber" diyerek, tekrar secdeye varılır.
8- Secdede, yine en az üç defa "Sübhâne rabbiyel a’lâ" dedikten sonra “Allahü ekber” diyerek ayağa kalkılır. Ayağa kalkarken, ellerle yerden kuvvet alınmaz ve ayaklar yerinden oynatılmaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra da sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz yerden kaldırılmalıdır.
9- Ayakta iken Besmeleden sonra Fâtiha ve bundan sonra bir zamm-ı sûre okunup, "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir.
10- İkinci rek'at da, birinci rek'atte târif edilen şekilde tamamlanır. Yalnız ikinci secdeden sonra, "Allahü ekber" deyince, ayağa kalkmayıp uyluklar üzerine oturulur ve:
11- Ettehiyyâtü okunup üçüncü rek’ata kalkılır. Üçüncü rek’atta Fatiha ve Zamm-ı sure okunduktan sonra eller salıverilmeden kulaklara götürülür ve “Allahü ekber” diye tekbir alınır. Bundan sonra Kunut duâları okunarak rükû ve secdeler yapılır ve oturulur. Bu oturuşta:
a) "Ettehıyyâtü", "Allahümme salli", "Allahümme bârik"ve "Rabbenâ âtinâ" duâlarını okuduktan sonra, önce sağa, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah", sonra sola "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir.
b) Selâm verdikten sonra, "Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" denir ve böylece namaz tamamlanmış olur. Bundan sonra üç defa "Estagfirullah"dedikten sonra Âyet-el Kürsi okunur ve tesbih çekilir ve duâ yapılır. Yatsı namazı ve vitir namazını tablo hâlinde görmek için burayı tıklayınız.



TERÂVİH NAMAZI

Terâvih namazı erkek ve kadınlar için sünnettir. Yirmi rek’attir. Ramazan-ı şerîfin her gecesinde kılınır. Cemaat ile kılınması sünnet-i kifâyedir. Vakti yatsı namazından sonra ve vitrden öncedir. Vitirden sonra da kılınabilir. Meselâ, Terâvih namazının bir kısmına yetişip, imâmla vitr namazını kılan kimse, terâvih namazından, yetişip kılamadığı rek’atları, vitirden sonra kılar. Vitir namazı, yalnız Ramazan ayında cemâat ile kılınır.
Kılınmayan terâvih namazı kaza edilmez. Kaza edilirse, nâfile olur. Terâvih olmaz.

Terâvih nasıl kılınır

Terâvih namazını ikişer rek’at olmak üzere, on selâmla ve her dört rek’at sonunda bekleyip tesbîh yaparak kılmak müstehabdır. Terâvih namazı cemâatsiz yalnız olarak kılındığında; iki rekatte bir selam verildiğinde sabah namazının sünneti gibi, dört rek'atte bir selam verildiğinde ikindi namazının sünneti gibi kılınır. Cemâatle dört rekatte bir selam verilerek kılındığında, ikindi ve yatsı namazlarının ilk dört rek'atlık sünneti gibi kılınır, ya’ni ilk oturuşta salli barik okunur, üçüncü rekatte kalkıldığında sübhaneke okunur. Kaza borcu olan, boş zamanlarında, beş vaktin sünnetleri ve terâvih yerine de kaza kılıp, bir ân önce, kazaları bitirip, bu namazları kılmağa başlamalıdır.

Terâvih namazı câmi’de cemâat ile kılınınca, başkaları evde yalnız kılabilir, günâh olmaz. Fakat câmideki cemâat sevabından mahrûm kalır. Evde, bir veya birkaç kişi ile cemâat ile kılarsa, yalnız kılmaktan yirmiyedi kat fazla sevab kazanır. terâvih namazına bir defa niyet etmek kafi ise de her iftitâh tekbîrinde niyet etmek daha iyidir. Yatsıyı cemâatle kılmıyanlar, terâvihi cemâat ile kılamaz. Yatsıyı cemâat ile kılmıyan bir kimse, farzı yalnız kılıp, sonra terâvihi cemâat ile kılabilir.


CENAZE NAMAZI

Bir mü’minin vefât ettiğini, haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenâze namazı farz-ı kifâyedir. Cenaze namazı, Allah için namaz ve ölen kimse için duâdır. Ehemiyyet vermeyenin îmânı gider.
Cenâze namazının şartları

1- Meyyit yani ölü müslüman olmalıdır.
2- Yıkanmış olmalıdır. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Cenâzenin ve imâmın bulunduğu yerin temiz olması lâzımdır.
3- Cenâzenin veya bedenin yarısı ile, başının veya başsız yarıdan fazla bedenin, imâmın önünde bulunması lâzımdır.
4- Cenâze, yerde veya yere yakın, ellerle tutulmuş veya taşa konmuş olmalıdır. Cenâzenin başı, imâmın sağına, ayağı soluna gelecektir. Tersine koymak günahtır.
5- Cenâze imâmın önünde hazır olmalıdır.

Cenâze Namazının Farzları

1- Dört kere tekbîr getirmektir.
2- Ayakta kılmaktır.

Cenâze Namazının Sünnetleri

1- Sübhâneke okumak,
2- Salevât yani Allahümme Salli ve Bârik okumak,
3- Kendine ve meyyite ve bütün müslümanlara af ve mağfiret için bildirilmiş olan duâlardan bildiğini okumak.

Cenâze namazı, câmi içerisinde kılınmaz.

Canlı olarak doğduktan sonra ölen çocuğun ismi konur, yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır.
Cenâze taşınacağı zaman, tabutun dört kolundan tutulur. Önce cenâzenin baş tarafı sağ omuza, sonra ayak tarafı sağ omuza, sonra baştarafı sol omuza, sonra ayak tarafı sol omuza konmak suretiyle her birinde onar adım taşınır. Kabire varıldığı zaman cenâze omuzlardan yere indirilmedikçe oturulmaz. Defnedilirken işi olmıyanlar otururlar.

Cenâze namazı nasıl kılınır


Cenâze namazının dört tekbîrinden her biri, bir rek’at gibidir. Dört tekbîrin yalnız birincisinde eller kulaklara kaldırılır. Sonraki üç tekbîrde eller kaldırılmaz.

1- Önce niyet edilip ilk tekbîr alınıp, iki el bağlanınca “Sübhâneke” okunur ve okunurken “vecelle senâüke” de denir. Fâtiha okunmaz.
2- İkinci tekbîrden sonra, teşehhüdde otururken okunan (salevât)lar, ya’nî (Allahümme salli) ve (Bârik) duâları okunur.
3- Üçüncü tekbîrden sonra, cenâze duâsı okunur. Cenâze duâsı yerine “Rabbenâ âtinâ...” veya yalnız “Allahümmağfir leh” demek veya duâ niyetiyle “Fâtiha-i şerîfeyi” okumak da olur.
4- Dördüncü tekbîrden sonra, hemen sağa ve sonra sola selâm verilir. Selâm verirken, cenâzeye ve cemâate niyet edilir.
İmâm yalnız dört tekbîri ve iki omuza selâmı, yüksek sesle söyler, diğerlerini içinden okur.
Cenaze namazı, kılındıktan sonra, tabutun yanında duâ etmek câiz değildir. Mekrûh olur.




BAYRAM NAMAZLARI

Şevval ayının birinci günü fıtır, ya’nî Ramazan bayramının, Zilhiccenin onuncu günü ise, Kurban bayramının birinci günleridir. Bu iki günde, güneş doğduktan sonra, iki rek’at bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir.

Bayram namazlarının şartları, Cuma namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur.

Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yimek, gusül etmek, misvak kullanmak, en iyi elbiseleri giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbîr okumak müstehabdır.

Kurban bayramı namazından önce bir şey yimemek, namazdan sonra önce kurban eti yimek, namaza giderken yüksek sesle, özrü olan yavaşça tekbîr getirmek müstehabdır.

Bayram namazları iki rek’attir. Cemâat ile kılınır, yalnız kılınmaz. Ramazan ve Kurban bayramı namazlarının kılınışı aynıdır.

Bayram Namazı Nasıl Kılınır

1- Önce “Niyet ettim vâcib olan bayram namazını kılmağa, uydum hazır olan imâma” diye niyet ederek, namaza durulur. Sonra “Sübhâneke” okunur.

2- Sübhânekeden sonra eller üç defa tekbîr getirerek kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana bırakılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm önce Fâtiha, sonra bir sûre okur ve beraberce rükû’a eğilinir.

3- İkinci rek’atta, önce Fâtiha ve bir sûre okunur. Sonra iki el üç defa tekbîr getirerek kaldırılır. Üçüncüde de yanlara bırakılır. Dördüncü tekbîrde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükû’a eğilinir. Kısaca: iki salla, bir bağla, üç salla, bir eğil! diye ezberlenir.

Teşrik Tekbîrleri

Kurban Bayramının arefesi günü, sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, hacıların ve hacca gitmeyenlerin, erkek, kadın herkesin, cemâat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazından sonra selâm verir vermez, bir kere “Teşrîk tekbîr”ini okuması vâcibdir.

Cenaze namazından sonra okunmaz. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lâzım değildir.


İmâm tekbîri unutursa, cemâat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Kadınlar yavaş söyler.

Teşrik Tekbîri:

“ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. ALLAHÜ EKBER VE LİLLÂHİLHAMD”.




CUMA NAMAZI

Cuma namazının önemi
Allahü teâlâ Cuma gününü müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma günü öğle vaktinde, Cuma namazını kılmak, Allahü teâlânın emridir
Allahü teâlâ, Cuma sûresi sonundaki âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki,
(Ey îmân etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezânı okunduğu vakit hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz! Alışverişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size başka işlerinizden daha faydalıdır. Cuma namazını kıldıktan sonra, camiden çıkar, dünya işlerinizi yapmak için dağılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızık bekleyerek çalışırsınız. Allahü teâlâyı çok hâtırlayınız ki, kurtulabilesiniz!)
Namazdan sonra, isteyen işine gider çalışır, isteyen câmide kalıp namaz kılmak ile, Kur’ân-ı kerîm ve duâ ile meşgul olur. Cuma namazı vakti girince, alış-veriş günahtır.
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” çeşitli hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki:
(Bir müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları affolur ve her adımı için sevâb verilir.)
(Cuma namazı kılmayanların kalblerini Allahü teâlâ mühürler. Gâfil olurlar).
(Günlerin en kıymetlisi Cumadır. Cuma günü, bayram günlerinden ve Aşûre gününden daha kıymetlidir. Cuma, dünyada ve Cennette mü’minlerin bayramıdır).
(Bir kimse, mâni yok iken, üç Cuma namazı kılmazsa, Allahü teâlâ, kalbini mühürler. Ya’nî iyilik yapmaz olur).
(Cuma namazından sonra bir an vardır ki, mü’minin o anda ettiği duâ red olmaz).
(Cuma namazından sonra, yedi defa İhlâs ve Mu’avvizeteyn yani Felak ve Nas surelerini okuyanı Allahü teâlâ, bir hafta kazâdan, belâdan ve kötü işlerden korur)
(Cumartesi günleri yahudilere, Pazar günleri nasaraya [hıristiyanlara] verildiği gibi, Cuma günü de Müslümanlara verildi. Bu gün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır).


Cuma günü yapılan ibâdetlere, başka günde yapılanların, en az iki katı sevâb verilir. Cuma günü işlenen günahlar da iki kat yazılır.
Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleriyle tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Bu günde kabir azâbı durdurulur. Bazı âlimlere göre, mü’minin azâbı artık başlamaz. Kâfirin azâbı, Cuma ve Ramazanda yapılmamak üzere, kıyâmete kadar sürer. Bu gün ve gecesinde ölen mü’minler, kabir azâbı çekmez. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselâm, Cuma günü yaratıldı. Cuma günü Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir.
Cuma Namazının Şartları
Cuma günü onaltı rek’at namaz kılınır. Bunun iki rek’atını kılmak farzdır. Öğle namazından daha kuvvetli farzdır. Cum’a namazı farz olmak için iki türlü şartı vardır:
1 - Edâ şartları,
2 - Vücub şartları.
Edâ şartlarından biri noksan olursa namaz kabûl olmaz. Vücub şartları bulunmazsa kabûl olur.
Edâ, ya’nî Cuma namazının sahîh olması için şartları yedidir:
1 - Namazı şehirde kılmak (Şehir: Cemâati en büyük camiye sığmayan yer demektir.)
2 - Devlet reisinin veya vâlinin izni ile kılmak. Bunların tayin ettiği hatib, kendi yerine başkasını vekil edebilir.
3 - Öğle namazının vaktinde kılmak.
4 - Vakit içinde hutbe okumak. Âlimler, Cum’a hutbesini okumak, namaza dururken (Allahü ekber) demek gibidir dedi.
Ya’nî iki hutbeyi de, yalnız Arapça okumak lâzımdır. Hatib efendi, içinden Eûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ ve kelime-i şehâdet, salât-ü selâm okur. Sonra, vaâz ya’nî sevâba, azâba sebeb olan şeyleri hatırlatır ve âyet-i kerîme okur. Oturup kalkar. İkinci hutbeyi okuyup, vaâz yerine, mü’minlere duâ eder. Dört halîfenin adını söylemesi müstehabdır. Hutbeye dünya sözü karıştırmak haramdır. Hutbeyi, nutuk ve konferans şekline sokmamalıdır. Hutbeyi kısa okumak sünnettir. Uzun okumak mekrûhdur.
5 - Hutbeyi namazdan önce okumak.
6 - Cuma namazını cemâat ile kılmak.
7 - Câmi kapılarını herkese açık tutmak.



Cuma namazının vücûb şartları dokuzdur:
1 - Şehirde, kasabada oturmak. Müsafirlere farz değildir.
2 - Sağlam olmak, hastaya, hastayı bırakamıyan bakıcıya ve ihtiyarlara farz değildir.
3 - Hür olmak.
4 - Erkek olmak. Kadınlara farz değildir.
5 - Âkıl ve bâliğ olmak.
6 - Kör olmamak. Yolda götüren olsa bile, a’mâ olana farz değildir.
7 - Yürüyebilmektir. Nakil vâsıtası olsa bile felçliye, ayaksıza farz değildir.
8 - Hapsedilmiş olmamak ve düşman korkusu, hükûmetten, zâlimden korkusu olmamak.
9 - Fazla yağmur, kar, fırtına, çamur ve soğuk olmamak.
Cuma Namazı Nasıl Kılınır
Cuma günü, öğle ezânı okununca, onaltı rek’at Cuma namazı kılınır. Bunlar sırası ile şöyledir:
1 - Önce, Cuma namazının dört rek’atlik “İlk sünneti” kılınır. Bu sünnet, öğle namazının ilk sünneti gibi kılınır. Buna niyet, “Niyet ettim. Allah rızası için, Cuma namazının ilk sünnetini kılmağa, döndüm kıbleye” diye yapılır.
2 - Sonra, cami içinde ikinci ezân ve hutbe okunur.
3 - Hutbe okunduktan sonra, kâmet okunup cemâat ile Cuma namazının iki rek’atlik “farzı” kılınır.
4 - Cuma namazının farzı kılındıktan sonra, dört rek’atlik “Son sünneti” kılınır. Bunun kılınışı öğle namazının ilk sünneti gibidir.
5 - Bundan sonra, “Üzerime farz olan kılamadığım son öğle namazının farzını kılmağa” diye niyet ederek, “Âhir zuhur” namazı kılınır. Dört rek’atlik bu namazın kılınışı öğle namazının farzının kılınışı gibidir.
6 - Sonra da, iki rek’at “Vaktin sünneti” kılınır. Kılınışı, sabah namazının sünnetinin kılışını gibidir.
7 - Bundan sonra, Âyetel-kürsî ve tesbihler okunup, duâ edilir.
Cuma Gününün Sünnet ve Edebleri:
1 - Cumayı perşembe gününden karşılamak.
2 - Cuma günü gusl abdesti almak.
3 - Başı traş etmek. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmek. Temiz elbise giymek.
4 - Cuma namazına mümkün olduğu kadar erken gitmek.
5 - Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalıdır.
6 - Câmide namaz kılanın önünden geçmemek.
7 - Hatib efendi minbere çıktıktan sonra hiç bir şey söylememek, konuşana işaretle bile cevap vermemek ve ezânı tekrarlamamak.
8 - Cuma namazından sonra Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini yedi kere okumak.
9 - Ehl-i sünnet âlimlerinin kitablarından anlatan âlimlerin dersinde, va’zında bulunmak.
10 - Cuma gününü, hep ibâdetle geçirmek.
11 - Cuma günü salevât-ı şerîfe getirmek.
12 - Kur’ân-ı kerîm okumak, (Kehf) sûresini okumalıdır.
13 - Sadaka vermek.
14 - Ana-babayı veya kabirlerini ziyâret etmek.
15 - Evin yemeklerini bol ve tatlı yapmak.
16 - Çok namaz kılmak. Kazâya kalmış namazı olanlar, kazâ namazı kılmalıdır.
17 - Cuma gününü hep âhıret işleriyle geçirmek.

NAMAZDA NELER DİYORUZ

Abdest veya teyemmümden sonra namazınıza başlayabilirsiniz. Bu esnada müslümanların yapması gereken birçok duruş şekilleri vardır. Dik durmalı (Kıyam), eğilmeli (Rükû), daha sonra yere kapanmalı (Secde), ve nihayetinde oturarak namazını bitirmelidir (Teşehüd).


Tüm bu duruş şekilleri belli başlı bir İslam felsefesini tasvir ederler. İslam'da birçok ibadet şekilleri tek bir duada toplanmıştır. Kralların önünde secde edilen zamanlar olmuştur ve müslüman da bir duada herşeyin hakimi olan Allah'ın huzurunda secde eder. Pharaonların zamanındaki resimlerde de görüldüğü gibi, kralların önünde rüku etmek alçakgönüllülüğün en büyük kanıtıydı. Bu nedenle, İslam Allah'ın talimatıyla bunları duada kabul etmiştir. Böylece islamî dua her şeye kadir olan Allah'a olan alçak gönüllülüğümüzü ifade edebilmemiz için farklı duruşlardan meydana gelmiştir.
Aşağıda farklı duruş şekilleri ve namazda yapılacaklar sırasıyla tarif edilmiştir.


KAMET


Birlikte kılınan namazda cemaat düzgün bir sıra halinde imamın arkasına saf olmalıdır. İmamın arkasında ilk sırada duran müezzin kametin ilk kelimelerini söyler. Namazda sadece iki kişi varsa kamet getirecek olan kişi sağ tarafta durur. Kamet ezanın kısaltılmışıdır yani ezanın her satırı sadece bir defa söyleniyor demektir. Örneğin " La ilahe illallah"ın dışında iki defa tekrarlanan cümle sadece bir defa söylenir. Sabah ezanında ilave edilen kelimeler de okunmuyor.


İkinci " Hayyalel felah" dan sonra şunlar ilave edilir:


"Kat Kama tissalat" Bu da ; "Namaz (Dua) başlıyor" anlamına gelir. Okunacak Kamet şu şekildedir:


Allahu Ekber
Allahu Ekber
Eşhedü ella ilahe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resulüllah
Hayyales salah
Hayyalel falah
Kat kama tissalat
Kat kama tissalat
Allahu Ekber
Allahu Ekber
La ilahe illallah


NİYET


Kamet getirdikten sonra Niyet duası okunur:


"İnni veccehtü vechiyelillezî, feterassemâvâti velarza hanîfevvema ene minel müşrikîn."
"Her türlü eğrilikten sıyrılarak, yüzümü en yüksek varlığa döndüm. O ki yeri ve göğü yaratantır ve ben müşriklerden (Allah'a ortak koşanlardan) değilim. "


Asıl niyet kalben niyettir. Bir insan bu kelimeleri söylemeden, sadece kalben niyetle namaz kılsa o namaz da geçerli olur.


TEKBİR


Ve kısa bir süre için kulaklarımıza dokunup
"Allah-u Ekber " yani "Allah en büyüktür" deriz.
Bu "Allah-u Ekber" dua başında tekbir olarak adlandırılır.
Şimdi kollarımızı göğsümüzün üzerinde sağ elimiz sol elimizin üzerine gelecek şekilde bağlarız. Bu duruşa arapçada "Kıyam" (dik duruş) denilir.


SÜPHANEKE


Tekbirden sonra Arapça adı Sübhaneke olan duaya başlarız.


"Sübhaneke allahümme ve bihamdik ve tebare kesmük ve teala ceddük ve la ilahe gayrük."
"Allah'ım tüm güzellikleri sana ihsan eder ve ismin ile anarız. Sen herşeye kadirsin ve senden başkası tapılmaya layık değildir."


TAAVVUZ


Daha sonra Taavvuz ile devam ederiz.


"Euzübillahimineşşeytanirracim"
"Allahım, şeytandan ve lanetlenenlerden sana sığınırım."



BESMELE VE EL-FATİHA


Besmeleden hemen sonra Fatiha suresiyle devam ederiz.


"Bismillahirahmanirrahim."
" Sonsuz kerem ve rahmet eden Allah'ın adıyla okumaya başlıyorum "


buna bağlantı olarak da Fâtiha suresi ile devam ediyoruz.


Elhamdülillahi rabbil a'lemîn
Errahman-ir rahîm
Mâlikî yevmiddîn
İyyâke nâ'büdu ve iyyâke nesta'în
İhdinassırat-al müstâkiim
Sırâtallezîne en-amte aleyhim
Gayril mağdûbî aleyhim veladdâlliin
(Amin)


Her türlü övgü alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur
O (Allah) sonsuz kerem ve rahmet sahibidir
Mükafat ve ceza verilecek günün sahibidir
(Ey Allah'ım) Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz
Bizi doğru yola ilet
Nimet verdiğin kimselerin yoluna
(Sonraları) gazabına uğramamış ve doğru yoldan sapmamış olanların yoluna (ilet)
(Amin)


İHLÂS SURESİ


Sonra Kuran'ın 112. suresi olan İhlâs suresini okuruz.


Kulhûvallâhü ehad,
Allâhüssamed,
Lem yelid ve lem yûled
Ve lem yeküllehû küfüven ehad.


De ki: Mutlak varlık olan Allah tektir.
Kendisine herşeyin muhtaç olduğu Allahtır.
O , ne doğurdu, ne de doğuruldu.
O'nun hiçbir ortağı yoktur.


İhlâs Suresinin yerine isteyen Kuran'dan başka bir surede okuyabilir.


RÜKÛ, KIYÂM, SECDE, SÜCÛD, SECDE SANİYE


Bizler " Allahu-ekber " diyerek rükûya (öne eğilme hareketi) varırız, yani ellerimizi eğilirken iki dizlerimize yaslayarak eğiliriz. Aşağıda bahsi geçen metinle de, tek sayıda olmak üzere en az üç defa olmak üzere okumaya başlarız.


"Sübhâne rabbiyel'aziym."
"Yüce rabbim her türlü eksiklikten münezzehtir, her övgü O'nadır."


Bu duamızı ettikten sonra tekrar doğrulur ve ellerimizi iki yanımıza bırakırız. Bu duruşa Kıyyam-ı saniye denir. Ve şu metni okuruz:


"Semi'allâhü limen hamideh
Rabbenâ lekel'hamd
Hamden kesiren tayyiben mübareken fihi."


"Bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah, kendine hamd edeni işitir ve kabul eder.
Ey Rabbimiz! Hamdü senâ ancak sana mahsustur.
Hamd'a tek layık olan yüce varlık ancak, yalnız ve yalnız sensin!"


Tekrar " Allah-u ekber " dedikten sonra secdeye (yere kapanma) varırız. Bu duruş esnasında alnımız, burnumuz ve her iki elimizin avuçları, dizlerimizle ayak parmaklarımız da yere dokunur. Dirseklerin yere değmemesi dikkat edilecek bir husustur ve pek makbul değildir. Kişi eğer yorgun ise dirseklerini dizlerinin üstüne dayayabilir. Aşağıdaki metni tek sayı olmak koşuluyla istediğimiz kadar fakat 3 defadan az olmamak kaydıyla okuyabiliriz.


"Sübhâne Rabbiyel-alâ"
"Pek yüce olan Rabbimi her türlü eksiklik ve noksanlıklardan tenzih ederim."
demektir.


Tekrar "Allah-u ekber" dedikten sonra oturma pozisyonu alırız buna Kuudbeinas secdesi (iki secde arasındaki duruş anlamına gelir) deriz. Bu esnada sol ayağımızın üzerine otururuz sağ ayağımızın parmakları da yerde Mekkeyi gösterir doğrultuda ileri doğru durur. Ellerimizi her iki dizimizin üzerine koyar ve bir süre bu şekilde kalıp şu duayı okuruz.


"Allahümmagfirlî verhamnî ve âfinî vahdinî verzuknî vecburnî verfa'nî"
"Allahım, beni bağışla bana merhamet eyle, bana afiyet ver, bana hidayet eyle, bana rızk ihsan eyle, benim zor işlerimi düzelt ve beni yücelt. "


Tekrar "Allah-u ekber" deriz ve ikinci defa secde pozisyonuna varırız (secde-i saniye, İkinci secde anlamına gelir) Bu secde esnasında tekrar ilk secdedeki dualar tekrarlanır.


Secde-i Saniye ile ilk rekat kılınmış olur. Tekrar kıyâm için ayağa kalkar yalnız bu defa "Allah-u ekber" dediğimizde ellerimizi kulaklarımızın arkasına değdirmeyiz, her iki elimizi direkt göğsümüzün üzerinde bağlarız.


Bu rekat olsun ve diğer gelecek rekatlar olsun hep Fâtiha suresi, kamet, niyet, sena ve taavuz ile dua başlangıçları yapılır.


Fâtiha suresini okuduktan sonra Yüce Kuran'dan sevilen bir parçayı okur ve ikinci rekâtı bitiririz. Aynen birinci rekatta tarif edildiği gibi.


TEŞEHÜD
Şayet namaz iki rekattan ibaret ise ikinci rekattan sonra ayağa kalkmadan oturuş pozisyonunda kalıp taşahüd okuruz.


"Ettehiyyâtü-lillâhi ves-selevâtü vet-tayyibâtü esselâmü aleyke eyyühen.
Nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâtüh, esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihiyn.
Eşhedü ella ilâhe illallâh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh.


Manâsı : Bütün dualar, senalar Allah'a mahsustur. Allah için yapılır. Ey mertebesi yüce olan peygamberim Allah'ın rahmeti ve bereketleri ile selâm ve selâmetlik sana olsun! Selâm ve selâmetlik bize ve Allah'ın iyi kullarının üzerine olsun. Ben şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiçbir mâbud yoktur, yine şehâdet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah'ın kulu ve resûlü peygamberidir.


" Eşhedü en la ilâhe illallah " derken sağ elimizin şehadet parmağını kaldırarak şehadet getiririz.


MASSURAH
Salatül Taşahüd'ü okur okumaz ardından "Massurah" Peygamberimiz Muhammed (a.s.) için olan duayı okuruz.


Allahümme salli alâ Muhammediv ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrahime ve alâ âl-i ibrahim. İnneke Hamidüm Mecîd.
Allahümme bârik alâ Muhammediv ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ bârekte alâ ibrahime ve alâ âl-i ibrahim. İnneke Hamidüm Mecîd.


Açıklaması:
Ey Allah'ım ! Muhammed (s.a.v.)'e ve O'nun âline salât et. İbrahim (a.s.)'e ve âline salât ettiğin gibi, şüphe yok ki sen Hamidsin, mecidsin.
Ey Allah'ım ! Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'e ve O'nun âline mübarek eyle. İbrahim (a.s.)'e ve âline mübarek eylediğin gibi. Şüphe yok ki, sen övülmüşsün, övülmeye layık, şan ve şeref sahibi yalnız sensin.


MASSURAH'TAN SONRA OKUNMASI GEREKEN DUALAR


Masurrah'tan sonra edilen dualar Peygamberimizin sünnetlerinden sayılırlar. Özellikle şu üç duaya çok önem vermiştir. İki tanesi yüce Kuran'dan alıntıdır üçüncüsü ise meşhur hadislerinden alıntıdır.


İlk dua Yüce Kuran'dan alınmış olan Bakara Suresi 202. Ayettir.


Okunuşu :
"Rabbenâ âtinâ fiddünyâ hasenetev ve fil-âhireti hasenetev ve kınâ azâben-nâr."

Açıklaması :
"Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ve güzellikler ver. Âhirette de iyilik ve güzellik ver."


Bu duayı müteakiben İbrahim suresinden 41 ve 42ci ayetler okunur.


Okunuşu :
"Rabbicâlnî Mukimâs sâlati vamin zurriyeti Rabbena va takabbel dua
Rabbenağfirli ve livâlideyye ve lilmü'miniyne yevme yekûmül hisab."

Açıklaması:
"Yarabbi! Beni ve zürriyetimi (neslimi) namazı dosdoğru kılan kimselerden yap, duamı kabul eyle Yarabbi.
Rabbimiz! Hesabı görülecek olan o kıyamet gününde beni, annemi, babamı ve müminleri bağışla."


Daha sonra şu duayı söyleyebiliriz.:


Okunuşu :
"Allahümme inne selamtü nefsi, Sulman kasiren faala yahfirus Sunnube illa ente fahfirii Mahfiretem min indeka verhamni İnneke entel rahfürur rahim"

Açıklama:
"Yarabbi, ruhuma büyük haksızlıkta bulundum, ve senden başka hiç kimse günahlarımı affedemez. Beni affet ve merhamet eyle . Sen bağışlayan ve her daim merhamet edensin."


Tabii ki bunların haricinde Allah'a başka dualar da istinad edilebilir.


TESLİM VE NAMAZIN SONU
Namazın sonunda teslimi okuyoruz.


Esselâmün aleyküm ve rahmetullâh
Açıklama : Allah'ın selamı ve rahmeti üzerine olsun.


Burada başımızı yukarıdaki sözleri tekrar ederek önce sağa sonra sola çeviriyoruz. Böylece iki rekattan ibaret namazımız sona ermiş oluyor.


Şayet namazımız üç veya dört rekattan ibaretse ikinci secdeden sonra Teheşşüd okunup bitirilene kadar oturuyoruz. Tekrar kıyam için ayağa kalkıyor, kollarımızı göğüsümüze bağlıyor ve üçüncü rekata Fâtiha suresini söyleyerek başlıyoruz.


Burada unutmamamız gereken bir hususda şayet sünneti kılıyorsak Fâtiha suresinin ardından kurandan bir sure okuyor sonra rukûya varıyoruz. Vitir namazında Fâtiha Suresinden sonra yine Kuran-ı Kerimden bir dua okunur. Bu durum namazın 3 veya 4 rekat oluşuna bağlıdır.


Şayet namaz 3 rekattan ibaret ise üçüncü rekatın sonunda, ikinci secdeden sonra oturuş pozisyonuna geçiyor teheşşüd ve diğer dualarımızı söylüyor ve duayı yine Essalamünaleyküm ve rahmetullah diyerek sona erdiriryoruz.


Namaz 4 rekattan ibaret ise ikinci secdeden sonra ayağa kalkıyor ve Fâtiha suresi ile başlıyor ve ikinci ve üçüncü rekatı bitirdiğimiz gibi namazı sona erdiriyoruz.


VİTİR NAMAZI VE KUNUT DUALARI


Vitir Namazı 3 rekattan ibarettir. Farkı ise rukudan sonra üçüncü rekatta Kunut duaları ilave edilerek okunur.


Okunuşu:
"Allahümme innâ neste'înüke ve nestağfiruke ve nestehdîke ve nü'minü bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü 'aleyke ve nüsnî 'aleykel hayra küllehû neşkürüke ve la nekfürüke ve nahleu' ve netrükü men yef cürük.


Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidü narcû rahmeteke ve nahşâ 'azâbeke inne 'azâbeke bil küffâri mülhig."


Anlamı:
"Allahım! Senin yardımını isteriz. Günahlarımızı bağışlamanı ve bizi doğru yola iletmeni dileriz. Sana iman ederiz. Sana tövbe ederiz. Sana dayanıp, sana güveniriz. Bütün hayırların senden olduğunu söyleyerek, seni överiz. Sana şükrederiz ve sana karşı nankörlük etmeyiz. Sana isyan eden kimseyi bırakır ve onu terk ederiz.


Allahım! Ancak sana ibadet eder, sadece senin için namaz kılar ve secde ederiz. Ancak sana (kulluk) için çalışırız ve koşarız. Rahmetini umar ve azabından da korkarız. Zira senin azabın kafirlere ulaşıcıdır."


BAĞIŞLANMA İÇİN DUA VE TESBİH DUALARI


Her farz namazından sonra kısa bir süre için oturur ve en azından 30 defa bağışlanma için şu duayı yaparız.


Okunuşu :
Estâğfürullah rabbi min külli sembin ve etübû ileyk


Açıklaması :
Allahım beni bağışla ve Pişman olarak beni ona yücelt.


Yüce rabbimizi takdir etmek için 33 defa " Süphanallah" ve " Elhamdülillah " ve aynı zamanda 34 defa " Allahuekber " deriz.


Bundan sonra 10 defa tahlil, yani islamiyete biat etmenin ilk bölümü olan "La ilahe il'lallah" sözcüklerini "Allah'tan başka İlah yoktur" kelimesini okuruz.

namazın sünnetleri

Namazın Sünnetleri

19 Mar 2007



Yapana sevap kazandıran, terkedene ceza uygulanmayan, ancak azarlama ve kınama bulunan bir takım sözler ve fiillerdir. Bunlar terk edildiği zaman sehiv secdesi gerekmediği gibi, kasden terk edilmeleri halinde bile namaz bozulmaz. Ancak kasden terkle kötü bir amel işlenmiş olur.


Namazın sünnetleri şunlardır;


1) Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve kamet okumak sünnettir. Kaza namazı da bu hükme dahildir.


Kendi evinde tek başına namaz kılacak erkekler için ezan ile kamet müstehaptır. Gerek yolcu için ve gerekse cemaatle namaz kılacak olanlar için ezan ve kameti terk etmek ise mekruhtur.


2) İftitah tekbiri için elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Erkekler ellerini baş parmakları kulaklarının yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar ise, parmaklarının uçları omuzlarının hizasına kavuşacak şekilde memelerinin önüne kaldırıp, o durumda iken “Allahu ekber” derler. Kadınların ellerini omuz hizasına kadar kaldırması, tesettüre daha uygun düşmesi yüzündendir. Ellerin içleri kıbleye veya birbirine dönük bulunabilir. Parmakları kendi haline bırakıp ne bitiştirmek ve ne de ayırmak gerekmez.


Hanefiler bu konuda aşağıdaki hadislere dayanırlar:Vail b. Hucr (r.a), Resulullah (s.a.s)’in namaza başlarken iki elini kaldırıp tekbir alırken ve ellerini kulaklarının yumuşağına temas edecek şekilde tutarken gördüğünü nakletmiştir (Zeylaî, Nasbür-Raye, l, 310).


Şafiî ve Malikîlere göre, erkekler ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar. Çünkü İbn Ömer (r.a), Resulullah (s.a.s)’in bu şekilde yaptığını rivayet etmiştir (Müslim, Salat, 21, 25, 26; Ebü Davud, Salat, 115; İbn Mace, İkame,15, 72; Tirmizî, Salat, 76, 110).


3) İmama uyan kişinin iftitah tekbirinin, imamının iftitah tekbirine yakın olması sünnettir. Ancak imama uyanın tekbirinin, imamınkinden sonra olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber; “İmam tekbir alınca sen de tekbir al” (Buharî, Salat, 18; Ezan, 82,128; Müslim, Salat, 62, 77, 86, 89) buyurmuştur.


4) Sağ eli sol el üzerine koymak. Namaz kılan kişinin tekbirden sonra sağ elini göbeğinin altında olmak üzere sol eli ve bileği üzerine koyması sünnettir. Hz. Alî’den, rivayete göre şöyle demiştir. “Sağ elin sol el üzerine, göbeğin altına konması sünnettendir” (Ebû Davud, Salat, 118; Ahmed b. Hanbel, 1,110; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslamî ve Edilletüh, l, 687).


Şafiîlere göre, iki elin kadınlarda göğüs üzerine, erkeklerde ise göbeğin üstüne konulması müstehaptır. Çünkü insanın kalbi soldadır, böylece eller en şerefli bir organ üzerine konulmuş olur.


Malikîlere göre, namazda iki elin vakarlı bir şekilde yanlara salıverilmesi menduptur. Ancak nafile namazlarda ellerin göğüs üzerinde bağlanıp tutulması caizdir. Fakat farz namazlarda el bağlamak mekruhtur. Çünkü bu durum bir yere dayanmak gibidir. Ancak el bağlama sünnet olduğu için yapılırsa mekruh olmaz (ez-Zühaylî, a.g.e., l, 687, 688).


5) Sübhaneke’yi okumak sünnettir. Yüce Allah’ı tesbih ve övgüyü içeren bu dua şöyledir: “Sübhaneke Allahümme ve bi hamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke ve la ilahe gayruke”.


Anlamı: “Ey Allahım, seni tesbih ve tenzih eder, Sana hamdü senada bulunurum. Senin mukaddes ismin mübarektir ve Senin azamet ve celalin pek yüksektir. Senden başka hiç bir ilah yoktur”. Hz. Aişe’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s) namaza başladığı zaman; “Sübhanekellahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruke” derdi (Müslim, Misafirin, 202; Ebü Davud, Salat.120; Nesaî, İftitah, 16, 17)


Fatiha’dan önce yine gizli olarak “eüzü-besmele” okunması ve diğer rekatlarda da Fatiha’dan önce besmele okunması sünnettir. Eüzü-besmele şudur: “Eüzübillahimineşşeytanirracîm (ilahi rahmetten kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım) Bismillahirrahmanirrahim (çok esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile başlarım)”. Eüzü çekmenin delili şu ayettir: “Kur’an okuduğun zaman kovulmuş olan şeytandan Allaha sığın” (en-Nahl, 16/98).


Bu konuda imam ile, namazı tek başına kılan kişi arasında fark yoktur. Ancak imama uyan kimse Fatiha’yı okuyamayacağı için eüzü-besmele de okumaz.


Her rekatta Fatiha’dan önce besmele okumak sağlam görülen başka bir görüşe göre ise vacibtir. Fatiha’dan sonra okunacak surelerin baş taraflarında besmele okunmaz. Yalnız İmam Muhammed’e göre, gizli kılınacak namazlarda bu surelerin başında da besmele okunur.


6) Fatiha’dan sonra gizlice “amîn (dualarımızı kabul buyur)” denilmesi sünnettir. Ebû Hureyre’den rivayete göre, Allah elçisi şöyle buyurmuştur: “İmam amin dediği zaman, siz de amin deyin. Çünkü kimin amin demesi, meleklerin amin demesine denk gelirse onun geçmiş günahları bağışlanır” (Buharî, Ezan, 111, 112, Deavat, 64; Müslim, Salat, 72; Tirmizî, Salat, 71; Nesaî, iftitah, 33).


7) İmam olan kimsenin tekbirleri ve rükûdan kalkarken, “Semiallahü limen hamideh (Allah, kendisini öven kimsenin övgüsünü işitir)” cümlesini ve namazın sonunda iki tarafa vereceği selamı ihtiyaç miktarı açıktan yapması sünnet olduğu gibi, imama uyanların da, rüküdan kalkarken gizlice; “Allahumme Rabbenâ ve lekel-hamd (Ey Rabbimiz olan Allah’ım! Hamd, övgü yalnız sanadır)” demesi, tekbirler ile selamı gizlice yapması sünnettir.


Tek başına namaz kılan kimse, rükudan kalkarken hem “Semiallahü limen hamideh”, hem de “Allahümme Rabbena ve lekel-hamd” der.


8) Rükû ve secdeye eğilip kalkarken alınan tekbirler sünnettir. Kıyamdan rükûya ve secdelere gidilirken veya secdeden kalkıp yine secdeye giderken “Allahu ekber” denilmesi sünnettir. Abdullah b. Mes’ud (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.s)’ın her kalkış ve eğilişlerinde, kıyam ve oturuşlarında tekbir getirdiğini gördüm” (Buharî, Ezan, 116; Tirmizî, Salat, 74; Nesaî, Tatbîk, 34, 90, 94, Sehv, 70; Darimî, Salat, 40). Ancak rükûdan kalkarken tekbir yerine “Semiallahü limen ha-mideh” denilir.


9) Rüküdan doğrulurken; “Semiallahü limen hamideh”, arkasından da; “Rabbena lekel-hamd” denilmesi sünnettir.


Enes (r.a)’den Rasülüllah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İmam, “Semiallahü limen hamideh ” deyince, sizler de; “Rabbena ve leke’l-hamd” deyiniz” (Buharî, Ezan, 52, 74, 82, Bedül-Halk, 7; Müslim, Salat, 71; Ebû Davud.-Salat, 140).


10) Kıyamda bir özür bulunmadığı takdirde iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir. Çünkü bu durum huşuya daha yakındır. Şafiîlere göre, iki ayak arası bir karış kadar açılır.


11) Rüku halinde erkeklerin elleriyle, parmak araları açık olarak dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu durumda, ellerini dizleri üzerine koymakla yetinirler.


12) Rüku ve secde tesbihleri sünnettir. Yani rükü halinde en az üç kere; “Sübhane rabbiyel-azîm (Yüce olan Rabbimi her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim)” denilmesi, secde halinde de üç kere; “Sübhane rabbiyel ala (En yüce olan Rabbimi her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim)” denilmesi sünnettir.


Huzeyfe (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber ile namaz kıldım. Rükuda “Sübhane rabbiyel-azîm”, secdede “Sübhane rabbiyel-a’la” derdi. Okuyuşu sırasında rahmet ayeti geçince, orada durur ve Allah’tan rahmet isterdi. Azap ayeti gelince de Allah’a sığınırdı” (eş-Sevkanî, Neylül-Evtar, II, 245). İbn Mes’ud (r.a)’ın naklettiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri rükuya vardığı zaman, üç kere “Sübhane rabbiyel-azîm ” desin. Bu sayı tesbihin en az ölçüsüdür” (Nesaî, Tatbîk, 9; İbn Mace, ikame, 20).


Maliklere göre rükü ve secdede tesbih sayısının bir sınırı yoktur.


13) Secde oturuşları ile teşehhüt oturuşlarında sol ayağı yere yatırıp sağ ayağı dikmek ve ayak parmaklarını kıbleye yöneltmek sünnettir. Kadınlar sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere otururlar. Bu oturmaya “teverrük” denir. Çünkü bu durum kadının daha çok örtünmesine yardımcı olur.


14) Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak, secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra da dizlerin üzerine koyarak elleri yerden kaldırmak sünnettir. Bu şekilde secdeye varıp kalkmaya gücü yetmeyenlerin elleriyle yere dayanarak kalkmaları caiz olur.


Vail b. Hucr (r.a) şöyle demiştir: “Ben, Resulullah (s.a.s)’in, secdeye gittiği zaman dizlerini ellerinden önce yere koyduğunu, kalkınca da ellerini dizlerinden önce kaldırdığını gördüm” (Tirmizî, Salat, 84; Ebü Davud, Salat, 137; Nesaî, Tatbik, 38, 93).


15) Oturuşlarda veya secde arası celsede iki eli iki uyluk üzerine koymak sünnettir.


Vail b. Hucr. (r.a) Resulullah (s.a.s)’in namaz kılışını anlatırken şöyle demiştir: “Sonra oturup sol ayağını yere yatırdı ve sol elinin avuç kısmını uyluğu üzerine ve sol dizi üzerine koydu. Sağ dirseğini sağ uyluğunun hizasına getirdi. Sonra parmaklarından ikisini yumarak halka şeklinde yaptı, sonra parmağını kaldırdı ve bu parmağını hareket ettirdiğini gördüm, dua ediyordu” (Ebû Davud, Salat, l IS; Tirmizî, Salat, 106; Nesaî, iftitah, 11; Seh v, 31, 34).


16) Oturuşlarda tahiyyatı okurken “La ilahe” denilince sağ elin şahadet parmağının kaldırılıp “illallah” denirken indirilmesi sünnettir. Bu halde parmak ile orta parmak halka yapılıp, diğer iki parmak bükülmelidir. Bu işaretle, Allah’tan başka hiç bir ilah bulunmadığı teyit edilmiş olur. Delil, Vail b, Hucr (r.a)’ten rivayet edilen yukarıda zikrettiğimiz hadistir.


17) Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha okumak sağlam görüşe göre sünnettir. Buna göre sure ilavesinde de bir sakınca bulunmaz. Çünkü bu iki rekatta kıraat bir sınır belirlenmeksizin meşru kılınmıştır. Hanefiler dışındaki çoğunluğa göre, Fatiha’nın son iki rekatta da okunması farzdır.


18) Farzların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayri müekked sünnetler ile diğer nafile namazların da her oturuşunda tahiyyattan sonra Hz. Peygamber’e ve aline salavat getirmek sünnettir.


“Allahumma Salli-Barik” duaları diye kısaltılan, namazlardaki salavatın başlangıcını Ka’b b. Ucre (r.a) şöyle anlatır: “Hz. Peygamber bizim yanımıza geldi. Biz dedik ki:”Ey Allah’ın Resulü! Allah bize, sana nasıl selam vereceğimizi bildirdi. Sen de bize, sana nasıl salat getireceğimizi öğret”. Hz. Peygamber (s.a.s), salat dualarını şöyle telkin buyurdu: Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin, kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbrahime inneke hamîdun mecîd. Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin, kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahime inneke hamîdun mecîd” (Buharî, Tefsîru Süre, 33/10; Enbiya, 10, Deavat, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69; Tirmizî, Tefsîr-i Süre, 33/23; Vitr, 20; Ebü Davud, Salat, 179; Nesaî, Sehv, 49, 50-54; İbn Hanbel, l, 162, III, 47, IV, 118,241).


Anlamı: “Ey Allah’ım! Peygamberimiz Muhammed’e ve onun ailesine salat et, onların şeref ve kadrini yücelt, Hz. İbrahim ve ailesine salat ettiğin gibi. Ve yine Hz. Muhammed’i ve ailesini mübarek kıl, onların feyiz ve bereketlerini daima arttır, Hz. ibrahim ve ailesini mübarek kıldığın gibi. Şüphe yok ki Sen hamîdsin, mecîdsin, bütün övgü, azamet ve celal Sana mahsustur”.


19) Bütün namazların son oturuşlarında tahiyyat ve Allahumma salli-barik dualarından sonra, iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu duanın Kur’an-ı Kerim ayetlerinden seçilmesi veya bunlara benzemesi daha uygundur. İnsanlardan istenecek şeyler konusunda namazda dua edilmez. Mesela; “Ya Rabbi! Bana dünya malı ver, şu kadar para ver” denilmesi caiz görülmez. Namazların sonunda mutat olarak dua niyetiyle; Rabbena atina fî’d dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve kına azabennar (Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik, ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru)” (el-Bakara, 2/201).


20) Namazın sonunda selam verirken yüzün önce sağa, sonra sola döndürülmesi sünnettir. Namaz kılan kimse, sağına ve soluna selam verirken sağında ve solunda bulunan insan, cin ve meleklere selam vermeye niyet eder. İmam da kendisine uyanlara selam vermeye niyet eder (Ebû Davud, Salat, 184; Nesaî Tatbîk, 83; Ahmed b. Hanbel, l, 172, 181, 408, IV, 193).


21) Sütre edinmek sünnettir. Başkaları tarafından önünden geçilmesine engel olmak için, namaz kılan kimsenin önüne koyduğu şeye “sütre” denir.


Sütrenin dayandığı delil şu hadistir: “Sizden biri namaz kıldığı zaman, bir sütreye doğru namaz kılsın ve bu sütreye yakın dursun, önünden hiç kimsenin geçmesine izin vermesin. Eğer biri önünden geçmek isterse ona karşı koysun” (Buharî, Salat, 90; Ebu Davud, Salat, 106, 107, 109;Timnizî, Mevakît, 133).

HUZURA YOLCULUK: NAMAZ (ALİ AKPINAR)

HUZURA YOLCULUK: NAMAZ

Prof. Dr. Ali Akpınar

Namaz Nedir?
Namaz, Yüce Yaratıcının huzu-runa çıkıp O'nun olduğumuzu göstermenin adıdır. Namaz huzu-ra varış, huzura çıkış, huzurda du-ruş, huzurda doluş, huzurda huzu-ra eriş ve huzurdan hayata geliştir. O'nunla söyleşinin, O'na ait olu-şumuzun göstergesidir namaz.
Namaz dinin direğidir, mü'mi-nin miracıdır, müslümanın yolunu aydınlatan nurudur, kişi ile küfür arasındaki en büyük settir. Namaz mümin olmanın gereğidir, imanın pratiğidir.
Niçin Namaz Kılarız/Kılmalıyız?
O'na muhtaç olduğumuz için.. O'nsuz olamayacağımız için.. O'nun huzuruna çıkıp dolmaya ihtiyacımız olduğu için.. O'nun huzurunda huzura erdiğimiz için.. Bunca nimetlerine karşı O'na şük-rümüzü göstermek için..
O'nun huzuruna çıkıp içimizi O'na dökebilmek için.. O'nunla iletişim kurup konuşabilmek için..
Tüm her şeyden kopup yalnız-ca O'nun olduğumuzu ispat et-mek için.. Eninde sonunda O'na döneceğimizi kendimize hatırlat-mak için..
O, bizi seviyor; sevgisini göster-mek için bizi var etti, bunca ni-metlerini bahşetti.. Biz de O'nu se-viyoruz; O'na olan sevgimizi gös-termek için namaz kılar ibadet ederiz.
Nasıl Namaz Kılmalıyız?
Önce Abdest
Mademki Yüce Yaratıcının hu-zuruna çıkacağız, o halde maddî ve manevî tüm kirlerden arınma-lıyız önce. Elimizi yıkarken elimiz-le işlediğimiz günahlardan ve eli-mize bulaşan kirlerden.. Ağzımızla işlediğimiz gıybet, yalan ve kötü söz gibi günahlardan.. Yüzümüzü yıkarken gözümüz ve yüzümüzle işlediğimiz günahlardan.. Başka-larına yüz suyu döküşlerimizden.. Harama bakışlarımızdan.. Başı-mızı mesh ederken, kötü düşünce ve kurgularımızdan.. Duyduğu-muz kötü ses ve söz cürümlerin-den.. Ayaklarımızı yıkarken, ha-rama/günaha adım atışlarımız-dan.. Tüm organlarımızla işledi-ğimiz bütün günahlardan ve onla-ra bulaşan tüm kirlerden arınarak bir abdest almalı önce.
Sonra kıbleye yönelip huzura çıkıyoruz. Kıble, Ka'be'nin bulun-duğu taraf. Ka'be, Allah'ın evi. Tabi ki sembolik anlamda. Oraya yönelmekle, O'na yönelmiş olu-yoruz, O'na misafir oluyoruz, O'nun kutsal evinin konukları ola-rak O'nun huzuruna çıkıyoruz. Anlayan ve bu doluluğu yaşayana bu ne büyük bir saadet!
Fizikî olarak ne kadar uzağında olursak olalım gözlerimizin önüne Ka'be geliyor, gönlümüz O'na açı-lıp yöneliyor, Cenneti sağımıza Cehennemi solumuza alıyoruz.. Sanki ayaklarımızın altında Sırat köprüsü.. Ve ölüm Meleği hemen ardımızda bizim namazı bitirip se-lam vermemizi bekliyor.. Sanki son namazımızı kılıyoruz. İşte hep bu bilinç içerisinde namazı kıl-mak, namazı yaşamak, namazda olmak ve namazla dolmak.
Neveytü en üsalliye lillahi Teâ-lâ diyoruz. Yani niyet ettim Yüce Allah için namaz kılmaya. Evet sadece O'nun için, başka hiç bir kimse ve hiçbir gaye için değil. Zi-ra biz, "benim namazım, iba-detlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan, eşi or-tağı olmayan Allah içindir"(1) diyenleriz.
Ardından tekbirle O'nu anıyo-ruz ve O'nu büyüklüyoruz. Allahü Ekber. Allah, yegane büyüktür. Bununla tüm büyüklük taslayan-ların istikbârını yıkıyoruz ve yal-nızca O'nun büyüklüğünü haykı-rıyoruz. Sadece dilimizle değil, tüm yüreğimizle ve davranışları-mızla bunu ilan ediyoruz. Büyük-sün büyük, büyüksün büyük.. Bü-yükler, senin yanında kalır küçük.. Artık bizi, O yegane büyük olan çekip çevirecek ve yönetecektir.
Tekbirle birlikte ellerimizin ter-siyle dünya ve içindekileri, bizi O'n-dan alıkoymak isteyenleri, O'nun dışındaki her şeyi, O'ndan başka tüm sevgileri ve sevgilileri, O'nun gayrisi olan tüm etkili ve yetkilileri arkamıza atıyoruz. Başlangıç tek-biri olan bu tahrime ile, O'nun huzurunda durmaya ve O'nun ol-maya aykırı olan her şeyi kendi-mize haram/yasak kılıyoruz.
Peygamberimizin bize öğrettiği Sübhaneke duasıyla O'nu yücel-tiyor, en anlamlı cümlelerle O'nu anıyor, tevhidi haykırıyoruz.
Ardından çekeceğimiz Eûzü Besmele ile Yaratana sığınıyo-ruz, kovulmuş şeytandan ve tüm kötülük odaklarından. Sonra O'nun rahmet ve merhametine güvenip dayanarak O'nun adıyla başlıyor, O'nun yardımına sığını-yoruz.
Kitabın anası, özü, önsözü, özeti olan Fatiha sûresini okuyo-ruz, yahut o kutlu sûrenin mesaj yüklü ayetleriyle gönlümüzü ve beynimizi dokuyoruz. İçtenlikle okuduğumuz bu dualara melek-lerle birlikte âmin diyoruz. Neyi okuduğumuzu, neye ve kimlerle âmin dediğimizi fark ediyoruz. Çünkü o sûre okunmadan, o sûre ile donanmadan namazımız eksik olacak. Onun için hakkını vererek Fatiha sûresini okuyoruz.
Ardından Kitabımızdan bir başka sûre yahut ayetlerle Yara-tıcımızla söyleşimizi sürdürüyo-ruz. Kitabımızın Fatiha dışındaki sûre ve ayetleriyle de irtibatlı ol-duğumuzu ortaya koyuyoruz.
Yeni bir tekbirle rukû'a varı-yoruz. Tekbirler sürekli tekrarlanı-yor namazın içerisinde. Her bir tekbirle yenilenip kendimize geli-yoruz. Her tekbir yeni bir uyarı ve yeniden kendine geliştir. Yalnızca O'nun huzurunda eğildiğimizi gösterirken, O'ndan başkasına yüzsuyu dökmeyeceğimizi de ilan ediyoruz. O'na yakın olduğumuz bu halde Sübhane Rabbiye'l Azîm diyerek O'nu büyüklüyor ve yüceltiyoruz, hem de tekrar tekrar.
Semiallâhü limen hamideh. Hamdedenin hamdini işitir Allah, sözüyle irkiliyoruz. Çünkü bizim her söylediğimizi işittiği gibi O, şu andaki hamd ve şükrümüzü de işitmiştir. O'na göre, O'nunla ko-nuştuğumuzun farkında ve söyle-diklerimizin doğrudan O'na çıka-cağının bilincinde titreyip kendi-mize geliyoruz. Elbette O, hamd-leri işitir ve O'na yaraşır bir şekilde yapılan hamd ve şükürlerin karşı-lığını verir.
O'nun bizi duyduğunu ve bi-zim O'ndan istediklerimizin gere-ğini yapacağına inanarak en an-lamlı bir şekilde şöyle hamde-diyoruz: Allahümme Rabbenâ ve leke'l-hamd. Allahım, ey bi-zim Rabbimiz, tüm övgü ve senâ-ları yalnızca Sana has kılarız. Sen nasılsan öylece Seni överiz ve ina-nırız ki Sen kendini övdüğün gibi-sin ve nasılsan işte öylesin.
Bu anlamlı ifadeler karşısında, onların ağırlığı karşısında daha fazla ayakta kalamayarak yeni bir tekbirle yenilenebilir ümidiyle yerlere kapanıp secdeye varıyo-ruz. Kul olarak küçülebildiğimiz kadar kıvrılıp küçülüyor, küçül-dükçe O'nun büyüklüğünü kavrı-yor ve şöyle inliyoruz: Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ. Sen ne yücesin Rabbim, Seni tesbih eder, Seni Sana yaraşmayan ayıp ve kusur-lardan tenzih ederim.
Secde kulun Rabbine en ya-kın olduğu andır, bu yüzden ola-bildiğince O'na yakın olduğumuz bu ânı uzatmaya çalışıyoruz, birin-ci secde ile yetinmeyip tekrar sec-deye varıyor ve böylece kullu-ğumuzu pekiştiriyoruz.
Sonra ikinci rekat, yeniden Fatiha ve sûre, tekrar rukû ve yine secdeler. Ardından tahıyyâta oturuyoruz. O'nun huzurundaki bu derli toplu oturuşumuzda Ette-hıyyâtü duasını okurken Dilimiz, bedenimiz ve malımızla yap-tığımız ibadetlerimizi Yüce Rabbimize sunuyoruz. Tıpkı Fâti-ha sûresinde İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn duasını yapar-ken yalnızca Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz de-diğimiz gibi. Önce kulluğumuzu sunuyor sonra O'ndan yardım diliyoruz. Sonra adeta canlı bir bağlantı ile Peygamberimizi se-lamlıyor ve onun selamımıza kar-şılık verişini ruhumuzda hissedi-yoruz. Bu coşku ile salavât dualarını okuyor, Rabbenâ dua-sında iki dünya saadetine sevdalı olduğumuzu itiraf ederek selamla huzurdan ayılmak için izin talebin-de bulunuyoruz.
Sağa ve sola selam. Selam barış ve esenliktir. Selâm, Allah'ın adıdır. Selâm, İslam demektir. Se-lam teslimiyettir. Sağa ve sola se-lam, tüm her yana barış ve esenlik dilemek, her zaman ve her yerde O'na teslim olduğumuzu itiraf et-mektir. En önemlisi de namazın selam ile bitmediğini, selamla başladığını anlayabilmektir. Çün-kü huzurda dolma, yenilenme, ta-zelenme demek olan namaz iba-deti, kulu İslamî hayata hazırlayan ibadettir. Nitekim Şuayb Peygam-berin namazı, insanlara tevhidi haykırıyor, iyilikleri emredip kötü-lükleri yasaklıyordu. Şuayb'in kavmi bu tepkilerini şöyle dile getiriyorlardı: “Ey Şuayb dedi-ler, sana namazın mı emredi-yor, babalarımızın taptıkları putlara tapmamamızı yahut mallarımız hususunda diledi-ğimizi yapmayı terk etmemi-zi..?”(2) Evet, Şuayb'in namazı emreden etkin bir ibadetti. Hem Şuayb peygamberi çizgide tutu-yor, hem de kavmini istikamete çağırıyordu. Demek ki namaz hem sahibini çekip çevirir hem de çevresindekileri. Zira namaz, sahi-bini kötülüklerden, ahlaksızlık ve taşkınlıklardan alıkoyan bir ibadettir. “Kitaptan sana vah-yedileni oku ve namazı da kıl. Çünkü namaz kötü ve iğrenç şeylerden men'eder. Elbette Allâh'ı anmak, en büyük ibâ-dettir. Allâh, ne yaptığınızı bilir.”(3) Ayetin Allâh, ne yaptı-ğınızı bilir ifadesiyle sona ermesi de son derece anlamlıdır. Evet Allah nasıl namaz kıldığınızı iyi bilir. Siz de ona göre kılın namazı. Bu yüzden namazdaki coşku ve yoğunluk namazdan sonra haya-ta taşmalı, davranışlarımıza yan-sımalı ve çevremizi aydınlatma-lıdır. Şimdi şu soruyu bir kez daha kendimize soralım: Namaz kılan-lar olarak namazımız bizi ne kadar yönetiyor, hayatımıza ne kadar et-ki ediyor, çevremize kıldığımız na-maz nasıl yansıyor?
Bu soruların cevabı namazı ne ka-dar ikâme ettiğimizi yahut onu na-sıl zayi/yok ettiğimizin de cevabı olacaktır. Kur'ân sürekli Namazı ikâme ediniz, Onu adamakıllı gereği gibi kılınız derken, na-mazı yok edenlerden bahseder: “Onlardan sonra yerlerine öy-le bir nesil geldi ki, namazı za-yi ettiler, şehvetlerine uydu-lar. Onlar kötülük bulacak-lar/Gayyayı boylayacaklar-dır.”(4) Zaten vahiyden kopan namazı terk eder, namazı terk eden şehvetin esiri olur. Şehvetin kölesi olmaktan kurtulan ise va-hiyle tanışıp namazla buluşur. Na-mazı zayi' etme, bütünüyle onu terk etme yahut vakitlerine riayet etmeme cemaati terk etme ve namazı gereği gibi kılmama (5) olarak anlaşılmıştır.
Namazla O'na yaklaşanlara, O'nunla yakınlığı artıranlara müj-deler olsun!
Ve yazıklar olsun namazların-dan gafil olanlara, namazı bir yük görüp bu konuda tembel dav-rananlara ve namazlarından bî haber olanlara.
Cehennemin Sakar ve Gayya vadileri de beynamazlara olsun!
Namazı gereği gibi kılanlara, namazda dâim olanlara ve nama-zın muhafızı olanlara da müjdeler olsun, Firdevs cenneti onlara öz-lem duyuyor.
Ve ey Müslümanlar! Peygam-berimizin son anlarında yaptığı vasiyeti uygulanmayı bekliyor: “Namaza.. Namaza dikkat edin. Ona gereken önemi ve-rin ve özen gösterin!” (6)


1- 6 Enam, 162.
2- 11 Hûd, 87.
3- 29 Ankebut, 45.
4- 19 Meryem, 59.
5- İbn Kesîr, Tefsîr, III, 127-128.
6- Râmûzu'l-Ehâdîs, II, 562/10.

Namaz (Cemalnur Sargut.)

Sn. Zahide Ülkü Bakiler'in, Cemalnur Sargut ile Namaz hakkında yaptığı mülâkat.

Çağ Radyo, 05.03.2002


Z.Ü.B.- 05.03.2002’de sizlerle birlikteyim. Değerli dinleyenler dün anons etmiştim bugünkü konuğum Cemalnur SARGUT hanımla her ay bir gün mutlaka tasavvuf çerçevesinde hayatımızı ilgilendiren bir konuyu konuşuyoruz. Cemalnur Hanım dün ben programdan sonra anons edince eve gittiğimde annem ilk önce bana Cemalnur Hanım yarın hangi konuyu anlatacak diye sordu demek ki artık insanlar bunu ciddi şekilde bekliyorlar. Biz de burada bulunmanızdan şeref duyuyoruz. Çok teşekkür ediyorum herşeyden önce.


C.S.- O şeref bana ait efendim estağfurullah, lütuf bana, hizmet fırsatı Allah razı olsun.


Z.Ü.B. Aşk dedik, sabır dedik, kader dedik bütün bunları hayatımızın içine ne kadar çok yer ettiğini söyledik ve bütün yaşantımızı ele aldığımızda, bir insan olarak vazifelendirildiğimiz şeyi konuşacağız bugün ibadet diyeceğiz. Ama ibadetin de bir baş tacı var: Namaz. Namazı zahir ve batın yönleriyle anlatmaya çalışacağız. Elbette sizin çok güzel kaynaklardan o kendinize özel o harikulade üslubunuzla ilminizi bizimle paylaşmayı inşallah en güzel şekilde gerçekleştireceğiz. İbadetler hayatımızın hemen hemen hepsini kapsıyor aslında. Yaşantımıza bir ibadet olarak baktığımızda bunu söylemek yanlış olmaz değil mi? İbadet nedir? Önce dış anlamıyla nedir? Kur’an’da bu kadar anlatılan Efendimizin bize sürekli söylediği herhangi bir insan-ı kamilden duyduğumuz ibadet, ibadet diyebildiğimiz geneli söylersek neler anlatacağız dinleyicilerimize.


C.S.- Çok teşekkürler ediyorum, bir arifibillaha ait bir hikayeyle başlamak istiyorum müsaade ederseniz. Bir arif camide vaaz dinliyormuş hoca efendi cehennem hakkında bilgi veriyormuş. İnsanın günahlarından dolayı nasıl yanacağını uzun uzun anlatınca arif üzülerek hocaya demiş ki: ‘Ey hocam Allah bunları bize sormayacak, sadece bir tek şey soracak bütün bir ömrün boyunca ben seninleydim kulum sen kiminleydin?’. İşte ibadet ben seninleydim dedirten hal ve hareketlerin tümüdür. İnsanın sevgilisiyle bir ve beraber olmak isteğinden doğan bir hal bu, fakat neticede suretle de yapılan bütün hareketlere ve hallere ibadet adı veriliyor.


Hz. Mevlana buyuruyor ki ‘Takva yani ibadet ateşi cihanı masivallahı yaktı sonra da tecelli şimşeği çaktı, takvayı da yaktı’ buyuruyor.İşte bu çok önemli bir noktadır. İş mutlaka takvayla başlar, ne demek? Burada üç derece anlatılıyor. Takvanın, ibadetin ilk derecesinde Allah’ın yapma dediklerini yapmamak önemlidir. İnsan aşık olur, sevgilisi için nelerden vazgeçer, nelerden, bütün sevdiği şeyleri terkeder öyle değil mi? Ya Allah aşkı insana gelirse onun için namaz kılmak bile çok basit bir hareket olarak kalmaz mı eğer şekliyle kılıyorsan. O halde takva, ibadetin şekli kısmı insanı önce Allah’ın yapma dediği ve şer’i kaidede haram denen şeylerden uzaklaştırır. Eğer gerçekten bu uzaklaşma sağlanırsa aşk artar, aşk artınca bu sefer Allah’tan başka herşeyden uzaklaşır insan. Sakın yanlış anlaşılmasın bu hal dünyadan el etek çekmek değildir. Hayır bütün güzellikleri görür ve o güzelliğin içinde Allah’ını bulur. Tıpkı benim Hocamın buyurduğu gibi:


‘Hüsnü mutlak değil midir Allah
Niçin temaşa-ı hüsn olsun günah,
Her hüsn bir delil-i kudrettir
Onun temaşası aynen ibadettir’.


İşte insan bu hale geldiği zaman Allah’dan başka bir şey yok.. Onu Allahtan alıkoyan herşeyi terk eder, daha sonra öyle bir aşk oluşur ki Allah’ın lutfu bu aşkı çoğaltır. Bu tecelli yüzü suyu hürmetine ortada hiçbir şey kalmaz şekil de kalmaz yani Allah’la bir ve beraber olur insan bu hale Hz. Mevlana istiğrak hali diyor ben orada yapılan tarifi acizane çok kullanıyorum, seviyorum ve insanı kamilin tarifi gibi geliyor bu bana. Hz. Mevlana diyor ki: ‘Bal küpünün içine arıyı batır artık arının kendine ait hiçbir hareketi kalmaz’ hareketi balın hareketiyledir o halde hareket eden baldır arı değil ama arı da şahsiyetini kaybetmemiştir sadece hal ve hareketini kaybetmiştir işte insan bu hale gelir ondan konuşan Allah, ondan gören Allah, ondan iş gören Allah olur fakat dikkat ederseniz bu hale gelebilmek için kullukla başladı işe, yoklukla başladı. İşte namaz bütün bu hareketlerin hal diliyle Allah’a seni seviyorum hitabıdır ve bütün bu hareketlerin içinde kurban, tevhid, mirac ve zekat; halin zekatı, vaktin zekatı aklınıza gelebilecek bütün ibadetler gizlenmiştir. Onun için namaz ibadetlerin en önemlisidir.


Namaza başlamadan önce taharet denen temizlenme olayı vardır. İnsan sevgilisini görmeye giderken nasıl makyaj yaparsa Allah’ının, en sevdiğinin huzuruna da o abdestle çıkar, şekilcilik değildir bu ve çok önemlidir. Bir insan pırıl pırıl tertemiz banyodan çıkmış dahi olsa eğer namaza başlayacaksa tekrar o banyoya girer ve niyet ederek abdestini alır. Abdestin dış manası; azaları kirlerden temizlemektir fakat birçok iç manası olduğu için temiz de olsak tekrar almak gerekir.


Şimdi iç manalarını sıralarsak; azaların günahlarını temizlemek için yapılan taharet hayrat ve hasenattır. Bir insan ne kadar faydalı ise çevreye haliyle, parasıyla, puluyla, malıyla, mülküyle, sıhhatiyle, herşeyiyle kendisini feda etmişse o ölçüde azaları günahtan temizlenir.


Nefsin tahareti nefsin temizlenmesiyse Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak, Peygamberin manasını idrak etmek, ahlakını yaşamak demek ya da devrin mürşidinin manasını yaşamak demek ve bolca tövbe etmekle gerçekleşir.


Sırrın taharetine gelince, Allah dışındaki masivayı tamamen terketmekle olur. Demek ki insan namazda abdest alırken bütün bunları yapar ve bütün bunları yaparken de arifibillah şu sözlerle kendine bunları yapması gerektiğini hatırlatır, bilmiyorum hiç böyle abdest alan var mı ama işin esası budur;


Ellerimizi yıkarken: Ellerimizi hayra alet et Ya Rabbi deriz.
Ağzımızı yıkarken: Bana Kevser şarabını içirt Ya Rabbi deriz.
Sonra burnumuzda: Burnumu cennetin kokularıyla tatyib et deriz.
Sonra yüzümü: Sevgililerinin yüzlerini nurlandırdığın gibi benim de yüzümü nurlandır Ya Rabbi.
Sağ kolda: Beni tövbekar kullarından,
Sol kolda: Beni istiğfar edenlerden kıl Ya Rabbi deriz.
Sonra başta: Bana havf (korku) ve hüznü olmayan kullarından olmayı nasip et.
Ayaklarda: Ayaklarımı münafıkların ayaklarını kaydırdığın gün sıratında müstakim eyle diye yıkarız.


Ve Amentü duasını okuruz.


Şimdi yukarıda sayılan bütün taharet konularını kendimize böylece hatırlattıktan sonra.


Z.Ü.B.- Aslında bu bir hatırlatma değil mi?


C.S.- Tamamen hatırlatma.


Z.Ü.B.- Madem ki buluşmaya gidiyoruz, madem ki işin içinde bir randevu var o zaman en güzel şekilde gidiyoruz ve her azamızla bu istekleri de ifade etmeye hazırlıyoruz.


C.S.- Evet, bunu kendimize hatırlatıyoruz yani vücudumuzu, nefsimizi, aklımızı yabancılardan arıtıyoruz, arıttıktan sonra...


Z.Ü.B.- Bir filtre görevi görüyor sanki değil mi abdest Cemalnur Hanım.


C.S.- Çok doğru kendi kendimize, zaten namazda ayetleri okurken ne çok kısık sesli ne de bağırarak oku buyuruluyor, her an kendi kendimize hatırlatma var çünkü, Muhiddin-i Arabi hazretleri buyuruyor ki: ‘İbadete kul olarak başla ki Allah senden tecelli edebilsin. Kul olarak başlamazsan bu tecelli zuhur etmez’. Onun için biz kul olarak namaza başlıyoruz mesele bundan ibaret.


Aklımıza belki niçin namaz kılmamız gerektiği gelebilir. Çok iyi bildiğiniz gibi Bismillahirrahmanirrahim Allah buyuruyor ki: ‘Biz sana Kevser’i verdik’. Şimdi burada verilen Kevser bize bir lutüf verdiğini hatırlatmak içindir. Tabii lütfun idraki yine Cüneydi Bağdadi hazretlerinin buyurduğu gibi: ‘Suyun rengi taşıyan kaba bağlıdır’ derler. Lütfun idraki de onu taşıyan kaba bağlıdır ama hangi lütuf? ‘Biz sana Peygamberden zuhur eden Kevser Şarabının sarhoşluğunu ve mestliğini nasip ettik’, ‘biz sana manamızdan mana aktardık, biz senin ruhunu aydınlattık, gönül vasıtasıyla Allah’a olan irtibatını sağladık.’ O kadar çok şey anlaşılır ki ve en sonunda özetlersek ‘Biz sana Aşk verdik’ Peki ne yap, ne yap bunu hatırlamak için ve teşekkür için ‘Secde et ve kurban kes’ diyorlar.


Şimdi geldik secde et ve kurban kese; “secde et” den maksat, ben olarak başladığın namazda hiç olma seviyesine yükselmektir. Çünki Allah secdede de bizi alınlarımızdan yakalar. Bir insan hiçliğini idrak ederse, hiç olmayı bilen aklından Allah onunla irtibat kurar.


Namazın içinde kurban da var zaten değil mi? O halde bir kere namaz ve kurban yan yana anılıyor yani ikisi bir arada olması gerekiyor. O halde kurbandan esas maksat nefsi kurban etmektir tabii namazı nasıl şekliyle kılıp iç manasını idrak ediyorsak, kurbanı da şekliyle kesip sonra nefsi kurban etmek daha doğrudur. Fakat iç manası ve esas manası nefsin hazlarını kurban etmek demektir. Eğer bunu yapmazsan ebter olursun yani Allah korusun soyun sopun, manan, herşeyin kesilir diyor. Şimdi burada bize çok mesaj var birincisi: Bunları yap ve bunlara devam et mesajı var, bunları yap ki bu mana zuhur etsin. Yani Kevser’in kesiksizliği namazladır, namazın manası da nefsin hazlarını kurban etmekledir, bu ikisi çok iç içe. Peki nefsin hazlarını kurban ne demek orayı biraz inceleyim. Diyor ki Allah ‘Sen iki başlı kılıcınla -Hz.Ali’nin zülfikarı- o iki başlı kılıcın bir başı muhalefet yani hayatın boyunca karşına engeller çıkacak, fikirlerine karşı gelinecek,bunların seni yolundan alakoymasına müsaade etmeyecek ve mücadele edeceksin–yani seni sevmeyen, beğenmeyen olacak ki senin nefsinin hazları kesilsin, kılıcın bir başı budur- ikinci başı gayrettir. Sen bütün bunlara rağmen Peygamberin yaptığı gibi gayrete devam edersen işte bu iki başlı kılıç senin nefsinin hazlarını keser ve sen o hale gelirsin ki etin kendine de faydalı olur –tıpkı kurbandan eve aldığımız gibi- çevredeki manevi yoksullara da faydalı olur.


‘Bu kesme hadisesinde üç şey rol oynar; şeriatin kılıcı, tasavvufun edebi –yani her yerde Allah’ı görme kabiliyeti- bunlarla nefsin isteklerini kestiğinde ortaya çıkan o muazzam güzellikte çevreye örnek insan olmanı sağlar’ diyor Hac Suresi.


Z.Ü.B.- O zaman Hz. Ali’nin manasını anlamış oluyoruz biraz değil mi? Hz. Ali boş yere ‘Ben dünyadan boşandım’ demiyor.


C.S.- Hz. Ali’nin kılıcı hilim kılıcıdır, fütüvvet kılıcıdır. Aslında Hz. Ali Allah’ın aslanıdır ve savaşmıştır yalan değil burası ama biliyorsun yüzüne tükürüldüğü zaman kılıcı bırakan bir Allah aslanıdır. Tüküren kişi o nurla müslüman olmuş ve ‘Niye başımı kesmedin Ya Ali’ diyince ‘Ben senin nefsinin arzu ve isteklerini hilmimin ve ilmimin kılıcıyla kestim, bak ne hale geldin buyurmuştur’. Onun için bu kılıç, bu zülfikâr aslında nefsi kurban eden kılıçtır, Hz. Ali bunun manasıdır. Çünkü Peygamber (s.a.v.)‘Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır’ buyuruyor. Biraz sonra Kâbe’ye geleceğiz hacda, Kâbe’nin kapısı Hz. Ali’dir, kendi gönlümüzdeki Allah’ı bulmak için Hz. Ali’ye ihtiyacımız var.


Namazın içinde kurban, hac, mirac, zekat ve tevhid var.


Şimdi geldik huzura, biliyorsunuz namazın iki özelliği var: Bir huzurlu olarak namaz kılmak. Huzurlu olarak kılmak demek huzurda kılmak yani kendini Allah’ın huzurunda hissetmek, insan ancak öyle huzurda olur, Allah’ı görmüyoruz ki o halde iki şey yapabiliriz ya madem ki bize söz veriliyor mirac namazdadır göreceksin diye henüz görme devresine gelmemişsek yani ayıksak o zaman ben olarak namaza başlarız ve Allah’ın bizi gördüğünü düşünürüz işte o zaman da huzurda oluruz.


Büyük sufilerden Ebu Said Harras hazretlerine ‘namaza nasıl durulur’ diye sormuşlar. O da: ‘Kıyamette Allah’ın huzuruna çıkıp duracağın gibi. Öyle bir duruş ki senin ile onun arasında tercüman bulunmayacak. O sana bakacak ve soracak, sen O’na cevap vereceksin. Ve öyle bir Padişahlar Padişahının huzurunda bulunduğunu bileceksin ki işte zevkten mest olacaksın’ diyor.


İkincisi: Allah’ın ondan tecelli ettiği bir gerçek insanı düşünerek namaz kılarız ki o insana “Adem’e secde et”(Bakara,34) emri gelmiş olsun, o kadar yüce bir insan olsun işte bu olaya huzur deniyor. Hazır olanın önünde durmak o insanı huzurlu kılar rahat ve mutlu kılar.


Namaz bir çok yerde Kur’an-ı Kerim’de salat olarak geçiyor, salat sıladan ayrı olmak demektir. Sıla biliyorsun doğduğun yer elest aleminden ayrı olmak demektir esasen insan için namaza başlama vakti yedi yaştır çünkü şeriat ehli der ki yedi sene doğduğu yerden ayrı olan insan hastalanır,içini sıla özlemi sarar, işte insana namaz doğduğu yeri hatırlatan ve onu huzura kavuşturan tek mana olduğu için de çok önemlidir.


Şimdi İmam eşliğinde namaza başlarken Allahu Ekber diyoruz çok iyi bildiğin gibi bunun manası şudur; Allahım ben senin huzurunda nefsimi kurban ederim; bunu yapabilmek için ellerimizi iki yana kaldırıyoruz dünyayı ve ahireti terk ediyoruz orada yalnız ben, kul ve Allah var. Bu öyle bir devirdir ki biraz sonra inşallah Elhamın manasında göreceğiz. Ahmed, Mahmud, Muhammed, Mustafa halidir. İşte bu namaz yakin olan ikilik hali ile başlıyor. Hamd edilmesi en yüce olana hamd edilir. Muhammed yani yakin olarak devam eder, secdede Peygamberin hakikati ortaya çıkar (Ahmed). Mahmud olarak biter. Ve en sonunda seçilmiş olmanın zevkini yaşar (Mustafa)


İşte insanın ben olarak girip manası ile kılarsa seçilmiş olarak çıktığı tek ibadet namazdır. Kul Allah’a yakin derecesine ulaşır.


Sonra kurban keserken Allahu Ekber dersin işte öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu sözleri söylersin, o esnada beden İsmail, can da Halil İbrahim gibidir, can bu semiz bedenin heva ve hevesini kesmek için Tekbir getirir. Beden de şehvet ve hırslardan kurtulur bu aradan Subhaneke okunur. Subhaneke tenzihtir o yüceliği.


Z.Ü.B.- Cemalnur Hanım biz bütün konuşmalarımızda mutlaka Peygamber efendimizden bahsediyoruz bahsetmemek de olmaz elbette başımızın tacı, gözümüzün nuru, O’nun da gözünün nuru olan namaz var değil mi aslında. Namazla ilgili pek çok ayet olduğu gibi namazla ilgili çok fazlasıyla hadis de var. İşte Bakara Suresi’nin ilk beş ayeti ittika sahiplerinin vasıflarını sayarken, gayba iman ederler, namazlarını kılarlar ve infak ederler, diyor. Demek ki muttaki olanın da esas şartından bir tanesi namaz. Diğerlerini de inceleyeceğiz tabii ama efendimizin gözünün nuru olmasından biraz bahsedelim dilerseniz.


C.S.- Bildiğiniz gibi hadis-i şerif’te Peygamber (s.a.v.) buyuruyorlar ki; “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Kadın, koku, gözümün nuru namaz.”İki dişi article’lı kelimenin arasına erkek article ihtiva eden koku kelimesi girmiştir. Bu normalde Arapça gramere uymayan bir diziliştir. Bu diziliş bu sözün tamamen Allah tarafından Peygambere söylettirildiği en kul halinde söylettirildiği ve Allah’ın dizişi olduğunu aşikar eder çünkü Arapça gramere uymayışı ve o grameri çok güzel kullanan Peygamber Efendimizin diğer hadisleriyle de bağdaşmayışı bunu gösterir. Şimdi siz bana soracaksınız sanki diğer hadislerde farklı mı diye? Mutlaka ki diğer hadisler de aynı fakat bu gayba imanın bir işaretidir, bu diziliş. Burada yaradılış bir şekilde anlatılıyor yani önce Allah kendi ruhundan ruh üfleyerek erkeği sonra onun parçası olan onun eşi olan onun yarısı olan kadını yarattı. Bu Allah’ın varlığı ondan sonra erkek yaradılışı ondan sonra da kadının yaradılışını Arapça olarak anlatan bir diziliştir. Fakat asıl enteresanı burada dişiyle anlatılan nefistir, ki bu çok kitaplarda, ve Allah’ın kitaplarında dişi vasıf nefsi anlatır. Nefis ruh makamına erişme gücüne sahip olan vücuttaki en önemli kısımdır ve insanın şahsiyetini belirler. Nefsi hazlardan temizlersek “nefs iken adı Barik Allah oldu Ruh” haline gelir. Onun için nefis çok yüce bir makamdır, Züleyha makamıdır.


Z.Ü.B.- Evet, demek ki Züleyha’nın tekâmülü mümkün olduğu gibi kadında da bu potansiyel gücün fazlasıyla olduğunu görüyoruz.


C.S.- Attar bir şiirinde diyor ki: ‘Züleyha Yusuf’un geçeceği yere oturdu ve Yusuf’u görünce öyle bir ah etti ki, Yusuf atının üzerindeydi, elindeki kamçı o ahtan alev aldı ve Yusuf kamçıyı taşıyamadı attı. Atınca Züleyha bağırdı “Ey Allahım şu hale bak! O Yüceler Yücesi Peygamber, ben bir garip kadım ama benim gönlümde taşıdığım ateşin zerresi onun eline intikal edince taşıyamıyor, atıyor’. Ondan sonar Attar buyuruyor ki: ‘İşte devrin Züleyhaları olmasa Yusuf’un kıymetini kim bilecek’. Onun için Peygamber olmasa Allah’ın manası nasıl aşikar olacak demektir. Hatta Anne Marie Schimmel adlı çok sevdiğim Hz. Mevlana uzmanı o mübarek hanımefendi de Ruhum Bir Kadındı adlı eserinde Samiha Ayverdi’ye ithaf ettiği bu eserinde diyor ki: ‘Ruhun Aşk makamıdır’. O halde demek ki bu üç manada kadın nefsi temsil eder. Peygamber bir kere nefsi sevdirdi demekle nefsin lüzumunu nefis olmazsa tekamülün olmayacağını bize anlatmıştır. Kokudan maksat herkesin kokusu onun meşrebidir.


Z.Ü.B.- Burası çok önemli değil mi? Hani kadını anlayabiliyoruz namazı da anlayabiliyoruz ama koku da ince bir ayrıntı var, çok güzel anlaşıldı bu kavram.


C.S.- Çok ince bir ayrıntı var, meşreptir. Meşrep sevilmezse hoşgörü olmaz yani Allah’ın yarattığı her meşrebin, her mananın lüzumluluğu idraki gelişmezse insanlara hoşgörü olmayacağı için tevhid yani birliğe gitmekte çok zorlanır insan. İşte bunları yapabilmek için de namaz gereklidir diyor Peygamber Efendimiz çünkü ancak namazda bütün bunların manası aydınlanır, gözün bunları görmeye başlar namaz miractır.


Z.Ü.B.- İslam’ın da manası bu değil mi aslında kelime manasına da baktığımızda teslim, müslim, seleme kökünden gelen bir mana ile birlikte o zaman İslam’da herşeyden önce teslimiyet var.


C.S.- Çok önemli çünkü nefsi kurban etmede çok önemli bir nokta var, hep kaçırıyoruz. Hz. İbrahim’in muazzam güzelliği yani kararı verişi fakat oğlunun da ‘baba sen emrolunduğun üzere hareket et’ demesi nefsin bu kesilişe, bu acı ve ızdıraplara hazır olduğunu ve öyle olmazsa miraca çıkılmayacağını anlatır yani nefis hazır olmalı. Hani bir psikiyatriste gidersiniz ilk sorusu budur henüz hastalığınla başedecek durumda mısın, hastalığını kabul ediyor musun, itiraf ediyor mu nefis hastalığı işte Allah bu itirafı istiyor orada bizden. Ondan sonra yükselme başlar.


‘Tekbir namaz kılan halkı dünyaya ait düşünceden meneder, nefsin şehvetini haram eder, hakikat ehline ise masivayı haram kılar. Namazda tekbirin manası ben Senin huzurunda kurban oldum demektir. Yukarıda düşündüğümüz gibi yani Hz. İsmail’in teslimiyeti nefsin ruha teslimiyetini gösterir. Ancak o zaman vücut hırslardan kurtulur. Namaz kılmayanlarda bu teslimiyet olamaz. Namaz kılanlar ise temizlenmiş kurbanlar gibidir’ diyor arifi billahlar. Onun için namaz kılmanın önemi çok fazla. Şimdi gelelim Bismillahirrahmanirrahim’i dedikten sonra, Allah’ın namazı bir tek onunla dahi kılabilirsiniz dediği o muazzam Fatiha Suresi’ne.


Z.Ü.B.- Evet Fatiha’ya geçeceğiz ama Cemalnur Hanım benim burada size sormak istediğim bir şey var. Dinleyicilerimize tevhidden bahsediyoruz tasavvuf çerçevesinde anlatıyoruz ve aslında gönül, gönlümüzü konuşturmaya çalışıyoruz. Gönlün söylediklerini anlatmaya çalışıyoruz ve bütün bunları düşünürken yüzyıllardır varolan değişik meşrepleri sevmek gerektiğinden bahsettiniz. Kokudaki incelik budur dediniz. Tabii ki her meşrebe saygı duymamız gerekiyor ama ibadetler konusu bilhassa tasavvufta çok çetrefilli mevzulardan bir tanesi. Özellikle namaz konusunda Haluk Nurbaki’nin söylediği bir şey benim aklıma takıldı Siz de onun kaynaklarından fazlasıyla istifade ediyorsunuz onu tekrar sormak istiyorum namaz gözümün nuru diyor Peygamber Efendimiz ve madem ki biz imam olarak Efendimizi kendimize rehber ediniyorsak o halde O namaz kıldığı halde biz namazı bitirdik diyebilme hakkına sahip miyiz? Haluk Nurbaki diyor ki: Allaha aşık olup da namaz kılmayı reddedenlerden daha mı az acaba aşıktı ki Fahri Kainat Efendimiz haşa o namaz kılmaya bütün ömrü boyunca devam etti. Buradaki aşktan maksat ne acaba?


C.S.- ‘Aşk imamdır bize gönül cemaat, kıblemiz dost yüzü daimdir namazımız’ daim olabilmesi için insanın bu hale gelebilmesi, hatta bu halde sabit kalabilmesi için ‘Peygamber dahi olsa sevgilisine vücutla ibadete mecburdur’ diyor Allah. Suretin ibadeti bu halin devamıdır, ehlullah namazı çeşitli şekillerde kılmışlardır. Ama benim arifibillah olarak acizane görüp tanıdığım kişilerden hiç namazı terkeden olmadı. Devrin sahibi bilakis namazını arttırmıştır, Peygamberin sabahlara kadar namaz kıldığını biliyorum. Benim hocam gecede 100 rekat namazla 1 yaşına kadar olan bütün namazlarını eda etmişler. Dolayısıyla burada namaz sevgiliyle olan irtibatın sadece manevi olmadığını maddiyata da ihtiyaç olduğunu gösterir. Zahir batının aynıdır.


Z.Ü.B.- Batında namaz kılabilmek için zahiren de namaz kılmak gerekiyor demek ki?


C.S.- İbn-i Arabi diyor ki; ‘İnsandan zuhur eden Allah’tır” ama o zuhurun olabilmesi için önce ben kulum diye bar bar bağırması lazımdır, bu da namazdır. Vahdeti vücut anlatmış, insanda Allah’ın tecellisini anlatmış bir Sultan için namaz bu kadar önemliyse biraz sonra namazı da anlatırken nerelerden geçtiğimiz hangi makamlara geldiğimizi göreceğiz. Aşkın Sultanı olan Hz. Mevlana’nın sabahlara kadar namaz kıldığını biliyoruz. Hatta sabahleyin secdede çok uzun kaldığı için, sakalından donmuş vaziyette -çok soğuk Konya malum- caminin yerine yapıştığını ve sıcak suyla açtıklarını söylerler. Böyle Sultanlar namazı bırakmamışsa bizim haşa namazı bırakmamız abes, bir de ‘Ben daim olan namazı severim’ diyor Allah. Bakara Suresi’nin bu ayetini şöyle de yorumluyorlar; kalp namazı, gönül namazı doğru, esası budur ama Allah istikrarı seviyor, sıratı seviyor, istikrarsız kendine göre hareketi sevmiyor. O zaman bize Kur’an’da şöyle bir emir gelirdi derdi ki sen bu salâtı yap ne zamana kadar? Gönlün daim olarak namaz kılana kadar. Ondan sonra bırak derdi, var mı Kur’an’da yok. O halde Peygamberin halinde de buna katiyen aksi bir şey yok devrin Kutbülaktabında da buna ters bir şey göremiyorsun.


Burada bir şey anlatmak istiyorum. Annem benim çok arif bir hanımefendidir. Bir şeyhle karşılaşıyorlar. Şeyh anneme olan teveccühünü, eserlerini çok beğendiğini anlattıktan sonra diyor ki; Kızım niye namaz kılıyorsun? namaz kılarken bir sen bir de Allah var. Sanki sen ayrı, O ayrı gibi ona ibadet ediyorsun, bak ikilik ettin diyor. Annemin cevabı olağanüstü diyor ki; ‘Çok haklısınız ama sizin gözlerinizde de demin sohbette yaş gördüm. Siz Allah’a aşıksınız, bir aşık bir de maşuk var. Bir sen, bir de Allah o halde insan kendi kendine aşık olur mu, niye ağlıyorsunuz’ işte işin esası bundan ibarettir. O birlik, ikilikle zuhur eder. İkilik olmazsa birlik olmaz. Kesret olmasa, vahdet olmaz.


Fatiha’nın ilk ayeti, besmeledir. Bismillahirrahmanirrahim’deki B harfi, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir vücutta tecelli etmesidir. Hangi vücutta? Peygamberin vücudunda. B vücuttur ve zulmani harftir. Eğer B’den geçersek, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ayette dendiği gibi “Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı” denecek kadar maddi varlığımızdan temizlenirsek b’nin altındaki nokta oluruz. Bu Hz. Nokta bismillahın manasını bize idrak ettiren Ali makamıdır. İşte elhamda bu makama hamd ediyoruz. Bu makam öğreticidir, bizi tefekküre götürür. Allah peygamberi ile Rahman yağmuru ve Rahim tecellisi ile 1 olur. Rahim tecellisi Peygamber’in manasını hal edip o mananın içinde korunmaktır. Bu korunma sanki dünya içinde ahirette yaşamak gibidir.


Elhamdülillahi Rabbilalemin; Fatiha’nın sırlarından bir tanesi bu üç kelimenin içindedir. Bir kere Alemlerin Rabbine hamd, hamdla başlıyor iş. Yani aslında burada bana hamdı öğret diye bir niyaz var. Hamdda çok önemli iki nokta var hamd şükrün daha üstünde bir makam.


Hamd acı, sıkıntı, bela, Allah’tan her gelenden memnun olma halidir. Ben her gelenden memnun oldum, ey Sevgilim diyor Allah’a ama Allah’ın hangi ismine diyor Rab sıfatına diyor.


Z.Ü.B.- Evet terbiye edene diyor?


C.S.- Hamd kelimesi Allah’tan Allah’a olduğu için, Allah’ın manası ile Rab sıfatı arasındadır. Çünkü hamd bizim tek başımıza becerebileceğimiz bir hal değildir. İnsanın acı ve sıkıntıyı gönlü ile hoş görmesi hatta bunu sıkıntı ve acı olarak hissetmemesi ancak Allah’ın o insanda tecelli etmesiyle mümkün olabilir. Mesela hastalığına iyi gelecek acı bir ilacı içmek rahman tecellisi, fakat bundaki acıyı hissettmemek veya şifam için lâzımdır demek rahim tecellisidir. O yüzden burada hamdın kendinden kendine olduğunu, bu hale erişmenin ise Adem’e yani insan-ı kamile secde’den geçtiğini bize öğretir.


Gene Muhittin-i Arabi diyor ki ‘Ayakta kılınan namazda bütün duvarların, ağaçların sevabını alırsın çünkü onlar da namaz kılarlar halleriyle -işte bu çekiliştir- rukuya vardığında dört ayaklı hayvanların ibadetinin, yere kapandığında sürüngenlerin ve nebatların, bitkilerin ibadetinin manası sana zuhur eder ve bütün onların sevabını -bak bir namaz süresince- bütün halin ibadetini yüklenirsin’ diyor. O halde rahman işte bu sıfattır. Herşeyin ibadet ettiği, herşeyin ona çekildiği, farkında olarak veya olmayarak o mananın zuhurudur.


Z.Ü.B.- Evet tek nokta etrafındaki cazibe değil mi?


C.S.- Biz ilimde afinite, çekim gücü diyoruz, makro ve mikro bütün alemde Rahman tecellisi yani aşk ve cezbe vardır. Demirle oksijenin birbirine çekilmesi de Rahman tecellisidir. Bu çekilişten aslında sadece hareketten ibaret olan bu alem zuhur ediyor. Ve Rahim ortaya çıkıyor niye çıkıyor? Aşk zuhur etti Rahmanla,Aşkla yarattığını Rahim içinde korumaya alan Allah dünya ve alemi koruma altında tutar bu sıfatla. Ama bu sıfattaki koruma hissini yalnız hamd edenler hissedebilirler, ben korunuyorum diye hissederler. Onun için rahim hamdedenler için özel bir ayrıcalıktır, çok yüce bir sıfattır, ana kucağıdır, Allah’ın bize açtığı ana kucağıdır, aşkın kucağıdır rahim. Onun için O Rahman ve Rahimdir diye Allah kendine ait ve Peygamberinde tecelli eden bu iki hakikati bize hatırlatıyor, Fatiha öyle bir sure ki yarısı Allah’ın ağzından yarısı kulun ağzından. Allah’la kulun ortaklaşa paylaştıkları bir sure.


Z.Ü.B.- Evet muhteşem bir şey.


C.S.- Evet geldik din gününün sahibine. Din gününün sahibi olan Allah hangi günün sahibidir? Kıyametin sahibidir. Kıyam nedir? Ayağa kalktığın andır, huzura durduğun andır. Kıyam Allah’ın manasının sende zuhur ettiği andır. Benden zannetme, onun sahibi benim diyor Allah, bizi uyarıyor. Çok önemli bir noktadır evet sorguya çekilecek olan da biziz bize soracak sana el ve ayak verdim, ziraat yaptın mı, vücudundan ziraat yaptın mı, mana zuhur ettirdin mi, mana cevherini ortaya çıkardın mı, o günün sahibiyim ben diyor. Ama o gün hangi gündür. O gün bu dünyada da yaşanabilir o gün insanın ben hiçmişim herşey O’ymuş dediği gündür. İşte o ancak benim lutfumla olur diyor Allah, O günün sahibi benim diyor burada şiddetle bize kendi manasını hatırlatması var. Buradan sonra çok önemli bir noktaya geçiyoruz.


Z.Ü.B.- Kul konuşmaya başlar.


C.S.- Evet. Fatiha’nın içersinde şeriat, tarikat ve hakikat bu cümlelerde gizli dikkat edersen. Diyor ki Yalnız sana kulluk ederim, burası şeriattir, yani bir ben varım bir de sen varsın, ben sana ibadet ediyorum benden zannederek ben olarak ibadet ediyorum ama senden yardım isterim orası tarikat ya da tasavvuf yoludur. Ne diyor aa ben tek başına hiçbir şey değilmişim, Senden yardım gelirse ancak ben o kulluğu yapabilirim diyor. Burada kamil insanlar tir tir titrer. Zira yalnız senden yardım isterim dediğimizde bir de hatırlarız ki sıkıldığımızda bir çok yaradılmışa müracaat etmişiz. İşte o zaman yalancılığımız ortaya çıkar. İnsan-ı kamil bu korkuyla titrer.


İyyakenağbüdü ve İyyakenestein’de diyorlar ki: Allah o kula ey dil benim huzurumda olduğunu söylüyorsun, benden imdat istiyorsun, bana ibadet ettiğin söylüyorsun halbuki seni vekil eden azalar iftira ediyorlar, onlar benden gafildirler, sen ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım isteriz diye bana yalan söylüyorsun diye yüzüne vurunca arifi billah bu noktaya geldiğinde tir tir titrermiş. Namazın bu noktası bize kendimizi hatırlatma noktasıdır acaba namazımız yalan söylüyorsun diye yüzümüze çarpılacak mı diye arif olanlar ödleri koparlarmış, kendilerini toplayıp ihtinassıratelmüstakime geçebilirlerse çook bahtiyar addederlermiş kendilerini. Muhittin Arabi bununla dilin namazda göze, kulağa, el, ayağa, karına, kalbe ve bütün vücuda tercüman olduğunu belirtiyor. Arifler bu sebeple namazın bu devresini son derece tehlikeli olarak addediyorlar. İnsan namazın bu devresinde huzurlu ise bütün mevcudiyeti ile Rabbine döner, dilin dediği gibi bütün varlığıyla ona yönelirse bu devrede o zaman namaz mümin için işte Mirac oluyor diyor arifi bilah. Eğer burayı atlar da diğer noktaya gelirsek sıratı müstakime o zaman zaten müstakim sıratta olan bizi devralıyor ve iş kolaya doğru yönleniyor, miracta o demek.


Beni sıratında müstakim eyle, burası hakikattir. Şimdi sıratı müstakim herhangi bir sırat değildir, müstakim devam eden sırattır. Dünya hayatına bakarsan insanın sıratı müstakim üzre olması ancak mürşidinin, peygamberinin ahlakıyla ahlaklanmasıyla mümkündür, müstakim bu demektir. İkincisi istikrar mucizedir diyor arifler sabit kadem olmak, yani vazgeçmemek, adam olamadım ben vazgeçeyim, yapamıyorum dememek gayret kılıcını elden bırakmamak, bu sıratı müstakimdir ve sonu tevhiddir. O yüzden Peygamber’in sırat-ı müstakimi tevhiddir. Allah bunu nasip etsin.


Ve sonra biliyorsunuz Fatiha suresi ‘kendilerine nimet verilenlerin yolu ve yanılmışların yolu değil’ diye rica ediyor.Burada dallin hıriztiyanlık makamı yani insan tevhide ulaşamadan yalnız aşkta kalırsa, ilmi bir kenara bırakırsa şekli putlaştırır.Ya da musevi makamı gibi sadece ilme dönüp aşksız ilimde takılır kalır ki bu da mağdubindir.


Şimdi bundan sonra da ruküya varır insan. Ruku ‘Ben sizi nasıl çıplak yarattımsa, size akıl ve idrak verdim ise ya siz bana ne getirdiniz’ sorusunun insan tarafından algılanışı ve utancından, eğilişidir Hz. Mevlana böyle anlatıyor. ‘Gözyaşlarınıı neye akıttınız, hayatı neye sarfettiniz, size beden toprağından mahsul çıkarmanız için el ve ayak çapası verdim ne ziraat ettiniz’ diye Allah bize sorar, biz iki büklüm oluruz. Ve subhane rabbiyel azim deriz üç kere söylenen bu muazzam hitapta birincisinde Allah tüm kavramlardan tenzih ediyoruz, sen azimsin bizim kafamızda oluşan kavramlar gibi değilsin ikincisi benzettiğimiz sıfatlardan tenzih ediyoruz, üçüncüsü tenzih ve tesbih ediyorum diyoruz. Hem tenzih ediyoruz hem tesbih ediyoruz. Yani tüm zanlardan uzaksın sen diyoruz. Peki ama Allah için bir hayal kurmayacak mıyız? Tabii kuracağız işte namaz bizim gözümüzle, bizim kabımızla Allah’ın hayalidir, sadece onu bir şekle oturtup onu tek olarak göstermekten edeb ederiz. Onu sonsuzluğun içinde düşünürüz bu an öyle bir andır ki edeb anıdır çünkü rukü vardır. İşte o Peygamber Efendimizin Allah’la benim aramda kıl kadar bir şey yoktu dediği andır.


O halde bu rüku anında kul bu güzelliği tekrarladıktan sonra Allah’ın büyüklüğünü kendi yokluğunu itiraf ettikten sonra Allah başını yukarı kaldır der hamdet diye bağırır. Burada yalnız hakiki namaz kılanlar rabbena lekel hamd: hamd senin içindir derler, ayağa kalkarlar fakat kudretleri olmadığından yüzüstü düşerler ve Allah’ın rahmetine nail olmayı dilerler. Secdeye varırlar ve üç kere subhane rabbiyel ala okurlar birincide sıfatlardaki güzelliklerin tümünden ala Rabbimizi tenzih ederim der -tenzih bu sefer tarz değiştirmiştir- ikincide bildiğim, kavradığım güzelliklerin tümünden de güzel olan Allahımı tenzih ederim der, üçüncüde sezişteki güzellik kavramlarının tümünden de yüce olan Allahımı tenzih ederim der. Yani kendini yok hisseder bu eğilişte ve Allah ona ey kulum sana nimet verdim hani kazancın der işte bu halde yani oturduğu yerde bu hitapla karşılaşır ve eğer Mirac yapmışsa (secdede yokluğunu idrak etmişse o zaman ettehiyyatüyü manası ile okur)


Ettahiyyatı nedir? Bütün bu duyduğumuz zevklerden dolayı, bütün bunları bize idrak ettiren Peygamber’in manasını anmak, hatırlamak, şükretmektir. Ettehiyyatüde üç cümle çok önemlidir birinci cümle ruhtan söylenmiş bir cümledir yani ruh tarafından söylenir yahut ruha söylenir, ruh Allah’ın nefesidir, emridir. İkinci cümle Peygambere yani gönle hitaptır. Üçüncü cümle nefsimizle söylenmiştir artık bizi dünyaya doğru çeken cümledir. Şimdi dünyaya çekildik yani namazı güzellikle kıldıysak ne mutlu bize ama sorulara cevap veremediysek diyor Hz.Mevlana -ki kıyamettir namaz diyor Mesnevideki bir bölümde- o zaman orada kul başını sağa çevirip evliya ve enbiyadan yardım diler kul evliya da ona der ki eğer bu dünyadaysa tamam yardımım var, bana selam verdin, aldım kabul ettim, seni ahirete döndürdüm o miractan, fakat kıyamet anındaysa o zaman dünyada yardım istemeliydin çok geç kaldın der. O zaman sola döner ona kendini öğretenlerin hepsinden yani dünyada taptığı herşeyden yarıdım diler onlar da eğer dünyada ise senin vefana teşekkür ederiz ama biliyorsun ki biz sana faydalı olamayız derler. Ahirette ise hiç sana faydalı olamayız, bize taptın da ne oldu dünyada derler. O zaman kul gene Allahıyla baş başa kalır, ellerini kaldırır ve duaya başlar. Anlıyoruz ki secde kendini hükümdar mevkiinde tutan nefse baş eğdirmektir. Kendini hakimi mutlak zanneden nefse secde baş eğdirir. Secde kendini beğenen ve ilah edasıyla fertleri ve cemiyeti de hizmetkar eden nefsin vücudu mutlak önünde eğilmesi, yıkılmasıdır. Secdeden murat insanın kendi yokluğunu idrak etmesi Şahı Hakikinin tecellisine mazhar olan üstadı kamili bulmasıdır.


Şimdi secdeyi anlatırken iki secdeden bahsedeceğiz. Müsaade edersen buradan tabii Hz. Adem meselesine girmek istiyorum. Çok iyi bildiğiniz gibi dinleyenlerin de çok iyi idrak ettikleri gibi Hz. Adem Allah’ın lütfuna sahip bir insan olduğu için onda Aşk cevheri vardı ve yasaklanan Aşk elmasını yedi, hata yaptı hatası yüzünden çektiği acıdan peygamber makamına erdi fakat hatasını cüzzün hatası olarak gördü ve Allah’a benim, kulunun hatasıdır dedi işte bunun için Peygamberlikle şereflendirildi. Şeytana ise Allah, Adem’e secde et emri vermişti. Ama şeytan ben ateşten yaratıldım, o ise topraktan. Ateş topraktan üstündür. O halde ben niye secde edeyim dedi, kıyas yoluna gitti ve reddedilenlerden oldu. Sonra da Allah’a bende bir güç ve kuvvet yoktur, yapan yaptıran sensin, isteseydin beni secde ettirirdin diyerek suçladı.


Akılla idrak Allah’ın manasını ve emrini anlamaya yetmez. O halde idrak mutlaka edeble birlikte olmalıdır. Edeb, Allah’ın manasını bütün yaradılmışlarda görebilmek demektir. Şeriat ve tasavvuf birlikte olmazsa mana zuhur etmez.


Namaz kişinin haddini bildiği andır. Şeytan gibi diyebiliriz ki namaza ne lüzum var isteseydin yaptırırdın ben seni seviyorum nikaha ne lüzum var böyle ilişkimizi götürelim gibi, çünkü namaz nikahtır . Namazda biz haddimizi bilip kuluz diyoruz güzel olan tarafı da bu. Onun üzerine bütün melaike Adem’e, devrin sahibine secde ettiriliyor, bu secde de ilk secde emrin secdesidir. Et emri ile hiçbirşey düşünmeden, melaike Adem’e secde ederler ilk secdenin manasıdır sonra başlarını kaldırırlar ve Adem’in alnında nuru görürler bir daha secde ederler bu ikinci yani hal secdesidir. Birincisi şeriat ikincisi hakikat secdesidir, ruhların bir kısmı birincide emri dinlemediler fakat nuru gördüler ikinci secdeyi yaptılar bunlar önce Allah’ın şeriatını reddeden, inanmak istemeyen gruptur. İkincisi birinci secdeyi yapmış şeriatta kalmış şeklini yapmış manayı hiç anlamamış Adem’in yüzünde o nuru göremediği için secde etmemiş onlarda namaz görme makamına erdirmemiş demektir. Üçüncüsü her iki secdeyi yapanlardır. Arifi billah evliya ve enbiyadır ne mutlu onlara Allah onların yanında olmayı nasip etsin bize. O halde namazdaki secde bize taa kabu beladan beli deyişimizi hatırlatır. Görüyorsunuz ki namazın içinde tevhid secde ve elest bezmindeki beli sırrı var, hepsinin hatırlanışı.


Z.Ü.B.- Evet elesti yaşıyoruz o zaman. Siz önce secdeden bahsederken ne kadar önemli olduğunu söylediniz ve aslında biz namaz kılarken sadece kendimiz namaz kılmıyoruz etrafımızdaki ağaçlar hatta bulunduğumuz mekandaki duvar bile bizimle birlikte namaz kılıyor dediniz. Secde her toplumda en önemli şey değil mi? Eski tarihe baktığımızda biz Allah’a secde ediyoruz ama onlar da taptıklarına bir şekilde mutlaka secde ediyorlar o halde namazın ve hayatımızın ben teslimim demenin kısacası İsmail olmanın ilk kuralı secde sadece secde insanlara da özgü değil malumaliniz Nas Suresi 48. ayette Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin dahi nasıl sağdan, soldan sürünüp Allah’a secde ederek döndüğünü görmediler buyuruluyor. Ayrıca göklerde ve yerde bulunan canlıların meleklerin hepsi Allah’a secde ederler, onlar asla büyüklük taslamazlar o zaman secdenin manasına döndüğümüzde hani nasıl namazda nefsi törpülüyoruz kendimizi kurban ediyoruz bir anlamda o halde secde de insanın başına en büyük belaları ören o yedi büyük beladan birini kibri öldürüyor muyuz?


C.S.- Mesela bir artist beyefendinin geçen gün bir konuşmasını dinledim o da diyor ki ben namazı sadece Allah indinde yokluğumu anlatmak ve secdyeyi yapmak için kılarım diyor çok hoşuma gitmişti ne güzel bir idrak evet secde bu hatta namazı terkedenler için işte demin senin buyurduğun gibi bütün dinlerde secde edenden de daha aşağı bir mevkiye düştüğü ve onların Allah’ın indinde bilmeden dahi secde etmiş olsalar bir puta dahi secde etmiş olsalar o terkedenlerden daha makbul olacağını anlatan bir arifi billah sözüyle de karışlaştım bu çalışmayı yaparken.


Z.Ü.B.- Evet siz az önce program başlarında namazın ne kadar önemli olduğundan bahsettiniz ve biz görmüş olduk ki zaten biliyoruz gün namazla başlayıp namazla bitiyor, namazın şekli tarafına geçtiğimizde bir de bizim çok önemli günlerimizin namazla başlaması dikkat çekici geliyor bana iki bayramımız ve iki bayram, bayram varken bir de namazla ayrıca bayram oluyor bunu biraz açıklayalım mı neden bayramlarda biz namaz kılıyoruz?


C.S.- Bayramlarda kılınan aşkın namazıdır, teşekkür namazıdır. Çünkü ben vazifemi yaptım şimdi de vazifemi yapmanın neticesi olarak sana aşkımı ilan ediyorum namazıdır.
Sohbetlerde, bayram namazlarında yani cemaatin oluşturduğu ibadetlerde Aşk ateşi insandan insana geçer. Mesela bir hadisi şerif okumuştum ‘eldivensiz el sıkışınız’, öğrendim ki avucun içinden geçiyor aşka ait manaya ait kalbe giden damarlar. İşte Aşk ehli biriyle el sıkıştığın zaman Allah’ın aşkı geçiyor sana oradan. Ama eğer sen hakikaten bunun için sıkmışsan eli o zaman ne kadar önemli . Cami de de namaz kılarken safları sıklaştırın hadisini tekrarlarlar. Bu da o ibadet zevkinin o mananın birbirine geçmesi demektir ve daha yavaş kılarak imama tâbi olarak o zevki birlikte yaşamak demektir. Onun için bayramı namazla karşılamak bayram gibi aydınlanma günlerini, kandilleri, namazla karşılamak çok önemli.


Ettehiyatüden sonra namazı bitirmeden şunu da söylemek istiyorum. Ettehiyyatüde ilahi selam ümmetimin üzerine olsun dileğinin neticesi olarak kul manası ile namazı kılıyorsa raziye ve merdiye makamlarına erer diyor insan-ı kamil. Raziye ve merdiye nedir? Raziye bizim Allah’tan razı olduğumuz, her verdiğine şükür ettiğimiz, bunun karşılığında da merd hale geldiğimiz yani Allah’ın da bizden razı olduğu makamlardır. Cenabı Hak bu sefer Ey kulum razı ve merd olduğun halde bana gel hitabında bulunur. Kul yine çalışmaya devam eder –bak çalışma namazdır işte çok önemli- Efal yani şimdi düşün her şey olmuş kul en üst dereceye ermiş, razı olmuş, merd olmuş o zaman Efal yani fiil mertebesinde tevhide ulaşıyorsa burada kendinden zuhur eden bütün iş ve sözler Allah’ın oluyor ve bütün mevcudatı Hakk’ın sıfatlarıyla tanıyor, sıfat mertebesine erişiyor ve devam ederse çalışmaya Zat tecelli ediyor eğer böyle olursa Ey kulum ben senden razıyım, sen de benden razı mısın sözüyle karşılaşıyor ve eskisinden daha çok çalışıyor işte namaz bu demektir.


Z.Ü.B.- Çok teşekkür ediyorum gerçekten çok güzel bir konuydu.Şimdi sizi mest edeceğine inandığımız, hepimizin aklında kalan, hareketlerimize yön vereceğine inandığımız Mesnevi’den hikayeler dinleyeceğiz. Kendi adıma söyleyeyim sizin konuk olacağınız programı ben iple çekiyorum ve bekliyorum çok teşekkürler. Benim elime Osman KEMALİ Efendi’nin Divan’ı geçti açtığımda 124. sayfada birdenbire bana hitaben diyor ki ‘Zahida Hakkı ararsan Hakka burhandır gönül, Ara bul Hakkı gönülde beyti rahmandır gönül’.


C.S- Hz. Ali ‘Görmediğim Allah’a tapmam’ diyor ya işte Allah’ı görmek kabiliyeti namazda zuhur eden bir kabiliyettir. Ve Hz. Mevlana buyuruyor ki: ‘Namaz kalpte bir nurdur isteyen onunla aydınlansın ve cennetin kapısını açan anahtar namazdır, namaz dinin direğidir kim onu terkederse dinini ve imanını terketmiş olur, kim onu ikame ederse dinini takviye edip ahirete mümin olarak gider’. Kur’an-ı Kerim ‘Huzur ve huşu ile namaz kılanlar dünya ve ahirette felah bulurlar’ buyuruyor ,‘Namazını muhafaza edenler kurtuluşa ererler’ diye de müjde veriyor. Yine Kur’an-ı Kerim’de çok iyi bildiğin gibi Allah buyuruyor ki ‘Ben sana namaz kılıp kılmadığın için derece vermem, ben seni belalarla imtihan ederim’ ama Peygamber Efendimizin bir müjdesi var ‘Namaz kılanlara ben şefaat edeceğim’ bu müjdeden daha büyük bir müjde olmaz o zaman biz kıyamette başımızı çevirdik mi kıldık efendim diyebileceğiz. Şimdi Peygamber Efendimiz O Yüceler Yücesi Sultana sordukları zaman ‘ne dersiniz namaz için’ dediklerinde diyorlar ki: ‘Bir kapının önünde bir nehir olsa ve günde beş kere o nehirde yıkansan bedeninde kir kalır mı’ ashab ‘Hiçbir kir kalmaz efendim’ diyor Resuli Ekrem: ‘İşte beş vakit namaz da buna benzer Allahü Teala namazla günahları siler’ buyuruyor.


Sonra namaz vakit olarak da çok önemli insanı Allah’a davet eder.Sabah vakti insana bütün maddi ve manevi güçlerin hediye edildiği andır o ana teşekkür için kalkar insan, kalkıyorum, halim var, gücüm var sana ibadet ediyorum, bana şekli güç vermişsin, bir de mana gücüyle yüklemişsin der, kalkar ve sevgilisiyle birleşir. İşte o an çok zevkli bir andır, belki de namazların en önemlisi olan sabah namazı Peygamberin o muazzam sıkıntı ve belalar içinde zuhur ettiği ana da şükürdür. Aynı zamanda beni karanlıkların gafletlerin içinden manaya çıkardığın an ona şükrüdür –bak neler hatırlatıyor bir sabah namazı.


Namazın şekil olarak ne kadar iştah açtığını, hazım yaptığını düşünürsek o adeta Bernard Shaw o İngiliz meşhur yazar 21. yüzyılın reçetesi olarak değerlendiriyor namazı o adeta insanı kahvaltıya hazırlayan, güne hazırlayan kuvvettir, öğlen o muazzam çalışmanın içinde dur, yolcu nereye gidiyorsun, bu yaptığın işler, çalışmalar, seni bir yere götürecek mi, hizmet için yapıyorsan ne mutlu, kendin için yapıyorsan vah sana dedirten hatırlatmadır. İkindi için deniyor ki namazın ortasıdır ve çok önemlidir, ikindi tam Allah’tan insanın mahrum kalmaya başladığı, gaflete vardığı andır.


Yorgunsun, güç verilecek sana işte o an kendine hatırlatan bir Allah. Sonra akşam artık kararacak zorluklar başlayacak ona hazırlık güçü gelecek kısa bir akşam namazı. Yatsıda işte ben artık yatmaya hazırlanıyorum ama beni o yatak içinde seninle beraber kıl, ruhumu elest aleminde manana aşikar kıl gibi bir duayla güne son veriyoruz böyle bir program hatırlatan bir namaz, peki bu namazı kılarken neye dikkat etmeli? Şöyle olmamasına Hz. Pir’in Mesnevi’nin II. Cildinden bir yalvarışı ‘Allahım namazda gönlümü tam manasıyla sana vermezsen ben bu namazı namaz saymam, ben yüzümü senin aşkından ötürü kıbleye çevirdim, yoksa bana sensiz usanç veren namazı, kıbleyi ben ne yapayım, ben bu riyalı namazdan çok utanıyorum, utancımdan gönlüme inemiyorum, seni bulamıyorum, aslında gerçek namaz kılanın melek sıfatlı, melek huylu olması gerekir, halbuki ben hala bir canavarım. Bir kimse üzerindeki elbisesini köpeğe değdirse orasını temizlemedikçe namaz kılamaz ben ise nefis köpeğini kolumda taşıyıp duruyorum benim namazımı ne olur kabul et, benim namaz kılmaktan maksadım odur ki namazda seni gönlümle öyle bulayım, seninle öyle beraber olayım ki ayrılık derdinden artık hiç bahsetmeyeyim yoksa namaz olur mu seninle oturayım da yüzüm mihrabda gönlüm çarşı pazarda olsun.’ İşte bu namazı bize telkin eder arifi billahlar hani adamın bir tanesi camiye girmiş sultan namaz kılıyor, merhaba sultanım, demiş, sultan son derece kızmış demiş ki, namazdaki birine hitab edilmeyeceğini bilmiyor mu bu arif, fakat adam hiç oralı değil, namaz bitmiş, sultan selam vermiş, ey gafil demiş namazda kimseye hitap edilmeyeceğini bilmiyor musun, a namazda olsaydınız size de etmezdim demiş arif ama namaz esnasında sarayın duvarlarını ne renge boyayacağınızı düşünüyordunuz kendinize gelin diye hatırlatayım dedim, çünkü namaz insanın en çok şeytanla karşılaştığı yerdir ama kendi kendiyle baş başa kaldı, eksikliğini, kulluğunu hiçliğini görüyor musun bak ne derecedeyim, halbuki dışarıda ahkam kesiyorum, herkese, herşeyi ben öğretmeye kalkıyorum ama bak şurada namazda dahi Allah’la bir birlik kuramıyorum dedirten makamdır o bakımdan da çok önemli.


Hani şeytan cami kapısı önünde bekliyormuş, adamın biri gelmiş tanımış, ya şeytan demiş ne işin var burada, şurada namaz kılanı kandıracağım, demiş şeytan ama giremiyorum, neden, şurada uyuyan ariften korkuyorum demiş. İşte namazı kılarken namaz gibi değil de o uyuyan arifin hali gibi kılabilirsek o zaman namaz bizde hal halinde geçiyor. Muhiddin-i Arabi buyuruyor ki: ‘Namazı şeklen kılmak derece kazandırır dünya için, ama manen kılmak yakınlık Mustafa derecesine erdirir’ işte asıl mesele o derecenin nasib olması demektir ben bunu çok sorulduğunda kendi mesleğimle şöyle anlatıyorum: Bir öğretmen günü gününe ödev yapıp da dersi anlamayan öğrencisine acır ve sınıf geçirtir o zaman diyorum ki bari haliyle kılamıyorsak her an manasını idrak edemiyorsak şekliyle kılalım ki ruzi mahşerde evet manasına eremedim ama ödevimi tam yaptım ben ödevini yapanların hepsine acıdım geçirdim sen de beni geçir Ya Rabbi diyecek gücü kendimizde bulalım inşallah. Yani şimdi konuştukça derinliği artan bir ibadet anlatmaya çalıştık Allah beni affetsin eksiklerimden dolayı ve bana da hallettirsin inşallah namazı ve cümle İslam’a, müslümanlara hallettirsin. Son bir şey söylemek istiyorum yalnız İstanbul öyle bir yüce şehirdir ki iki kıbleyi birlemiştir biliyor musun? İstanbul’dan Kabe’ye doğru namaz kılmaya durduğunda Mescid-i Aksa’dan geçiyor yol ve bu ikisini aynı anda birlemek yalnız İstanbul’a nasiptir, Allah bunun idrakini de bize nasip etsin inşallah.


Z.Ü.B.- Biz namaz kılarken Kabe’ye dönüyoruz Cemalnur Hanım dünyanın neresinde olursak olalım bir tek yönümüz var son olarak biraz da bundan bahsedelim mi?


C.S.- Çok önemli, aslında Kabe biliyorsun üç manasıyla tabii ki şekli için Kabe’ye dönüyoruz o anda Kabe’ye dönemiz de çok önemli çünkü hakikaten kim ne derse desin birbirimizin gönlüne secde ediyor, şükür oradaki Kabe’ye dönmek cemaatle namaz kılmak manasındadır onun için çok önemli. Fakat iç manasına gelirsen aslında daim namaz Bakara Suresi ‘Ben daimi namazı severim’ diyor Allah, daimi namaz gönül namazıdır. Gönül namazının kıblesi ise mürşidi kamildir yani sana manayı öğretenin gönlüdür burada demek isteniyor ki namaza durduğun zaman Kabe’ye döndüğün gibi mürşidi kamilin önünde de secde et ki vefa borcunu ödemiş olasın. Allah’ı bu devirde aksettiren O Sultana da secde et ki, Adem’e secde emrini hatırla ki vefa borcunu ödemiş olasın, burası ne olur yanlış anlaşılmasın secde ettiğimiz bir adam değildir insan olursa putperestlik olur, secde ettiğimiz manadır o küçücük bedenden zuhur eden aslanın manasıdır, o manaya secde ediyoruz. Ona secde ediyorsak edelim etmiyorsak insan olarak görüyorsak etmeyelim o zaman küfre götürür bizi, Allah nasip etsin inşallah.
Adem’e secdeden maksat önünde eğilmek değil, söylediklerine iman edip, yap dediklerini yapmak yapma dediklerini yapmamaktır.


Z.Ü.B.- Çok teşekkür ediyorum efendim katıldığınız için, gerçekten büyük bir keyifti.


C.S.- Sözlerimi şu iki mısra ile bitirmek istiyorum, namaz iki cümleyle özetlenirse:


“Gâh var olup cemale dururum,
Gâh yok olup cemalin olurum”.


Allah bu hali bize nasip etsin inşallah.

namazı anlamlandırmak

NAMAZ



Namaz mü-min miracı olarak bilinir. Bilinir derken bilinmesi, anlaşılması ve miracı, ancak şuur boyutunda (düşünerek) eda edebiliyorsanız miracı yaşarsınız.
Efendimiz Aleyhisselatu Vesselama miracında ümmetine hediye olarak verilen ve kulluğun gereği olan namazı farklı bir bakış açısı ile anlatmaya çalışalım inşallah.
Dedik ki; Namaz, miraçtır. O halde, yükselişe, vuslata, mekânsızlığa, varlığımızın özüne, Nur’u Muhammediyeye İhlas suresindeki Gulhü valla hu ahad ile, Fatiha suresindeki iyyakenağbudü ve iyyakenasdain hitaplarına gerçekten hazır mıyız? Evet diyebiliyorsak, kimin huzurunda olduğumuzun bilincinde miyiz?
Şuursal düşünce boyutunda bir Namazı eda edebilmek ve yaşamak için okuduğumuz Besmelenin, sure ve ayetlerin manalarını tâkliden değil de anlamlarını düşünerek eda etmeliyiz İNŞAALLAH.

Bu meseleyi daha cazip hale getirelim. Ellerinizi kaldırmadan diyorsunuz ki “niyet ettim senin rızan için bu günkü” örneğin; “öğle namazının sünneti” veya “farzına” dediğinizde kimin huzurunda olduğunuzun gerçekten bilincinde misiniz?

İşte burada biraz düşünmenizi tavsiye ederiz.
Eğer gerçekten bilinçli olduğunuza inanıyorsanız,

= Günah elbisenizle huzuruma gelmeyin emrini hiç duydunuz mu? Bununla ALLAH c.c. biz kullarını MİRACA (Namaza) günde 5 kez davet ederken günahlardan uzak durmamızı da hatırlatmaktadır.

= Tekbir alışımızla “Allahu Ekber” diyoruz. Allah c.c.’ın bir olduğunu, büyük olduğunu dilinizle söylerken nefsiniz ne durumda, kalbiniz kim veya kimlerle meşgul?
Hepimize Cenabı Hakkın bahşettiği öncelikle 5 Duyumuzdan dolayı gece gündüz, her an şükretseniz karşılığını ödeyemeyeceğiniz nimetlerdir bunlar.
O halde şuurlu ve ne yaptığınızın farkında olarak (Akıllı Namaz) Namaz’a niyet edip o hâl içinde de Namaz’ı eda etmelisiniz. Besmeleyi daha önce açıklamaya çalışmıştık. Sırada “SÜBHANEKE” var. Her “SÜBHANEKE” okuyuşumuzda diyoruz ki;

Sübhan olan Allah c.c.’ ım. Senin güzelliklerini görüyor ve onları yarattığından dolayı sana hamd ederim. Seni hamd ile tesbih ederim. Senin en güzel isimlerinin bereketi çoktur. Senin büyüklüğünün, senden gayrı olanlar farkındadır. Senden gayrı ibadet edilecek ilah yoktur. Diyoruz.

Bu manaları biraz açmak isteriz. Öncelikle senin güzelliklerinin ibaresine deyinelim. Hz. Ali (K.V.) efendimiz *Görmediğim Allaha c.c. ibadet etmem* demişti. Bir Kuran ayetinde, her nereye bakarsanız Allah c.c.’ın veçhini görürsünüz denilmektedir. Efendimiz (S.A.V.)’de Hâla Allah c.c.’ı görmüyor musunuz? Diyor. Bizler ise Namaz’ın başında okuduğumuz SÜBHANEKE’nin henüz baş tarafında manasını anlamadan, bilmeden, düşünmeden taklitçi güzelliklere takılıp gidiyoruz.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hz.’lerine gelene dek diğer Peygamberler Allah c.c.’ı göremezsiniz sistemi ile ümmetlerini imana davet etmişlerdir. Oysa FATIMATÜL ZEHRA annemizin eşi Hz. Ali (K.V.) Hz.leri görmediğim Allah c.c.’a ibadet etmem diyor. Sizler, bizler ne kadar büyük bir Peygamberin ve o Peygamberin halifelerinden biri olan Hz. Ali (K.V.) Hz.lerinin bıraktıkları İSLAM mirasını gerçekten anlayamadığımızı anlıyoruz.
Ardından sana Hamd eder ve Tesbih ederim diyoruz. Aynı anlamda Fatiha suresinde *Âlemlerin Rabbi olan Allah c.c.’a hamd olsun (Hamd ederim) diyoruz.
Muhterem kardeşlerim. Allah c.c. Hz.lerine Hamd etmek âcizane ne müthiş bir lütuf ve ne kadar büyük bir nimet. Âcizane diyoruz ki;
Allah c.c.’ ım senin hamdını yapmakta aciz kalırım. Senin hamdını tam manasıyla sen yaparsın diyoruz. Ne olur Allah c.c’ım bizlere gerçekten hamdını yapabilmeyi nasip et. Âmin
Ardından Allahc.c.’u Tealanın en güzel isimlerinin bereketi çoktur. Dikkat edelim esmaülhüsnayı sıradan okumak nedir? Anlayarak okumak nedir? Bereketi nerdedir?
Allah c.c.’ın sistemi diye anlatılan bu günkü modern bilim ve teknolojinin, zerrelerle ifade edilebilecek düzeydeki buluşlarının diğer bir isminin SÜNNETULLAH olduğunu biliyor muydunuz? Daha da özü seyrederken, hayranlıklarla pes doğrusu dediğiniz her ama her şeyin Allahü Teala Vetegaddes Hz.lerinin en güzel isim veya isimlerinin bileşimleri neticesi oluştuğunu duymuş muydunuz?
Demek oluyor ki Allahc.c’ın engüzel isimlerini sanki bir şiir kitabı okurcasına okuyup geçenlere yazıklar olsun deriz. Hiç değilse manalarını taklit yollu bile olsa araştırıp anlatınız.
ÖRNEĞİN; Bir insan düşünün. Bu insan hâkimlik görevini yapıyor olsun. *El Adl* ismi şerifi o insanda icraatını yapıyor demektir. Eğer bu insan güzel sanatla, şoförlükle, ekonomiyle vs. vs. işlerle de uğraşı veriyorsa düşünüp, araştırıp son noktayı koyma imkânını buluruz.

Hele hele birde maneviyatını takva yönüyle yaşayıp çeşitli zikrullahlarla da kendini daha da geliştirme yollarını seçmişse bu durumdaki insan şu ifadede olduğu gibi olacaktır. *ALLAH C.C İLMİ ÇALIŞANA, SERVETİ DİLEDİĞİME VERİRİM* diyor. Kardeşim sende ilme çalış versin inşallah cenabı-ı hak. Aç tavuk misali olmamaya gayret etmelisin.
Devamında ise ALLAH c.c.’ın büyüklüğünün kendinden gayrı olanların farkında oldukları belirtiyor…
—Geceleyin karanlıkta başınızı kaldırıp bir gökyüzüne bakın bakalım. Yıldız kümelerindeki geometrik şekillerin ve irili ufaklı yıldızların nasıl sıralandığını çözmeye çalışın; imkânınız var mı acaba?
—Bir nehrin doğduğu yere gidin sürekli akıp giden ama sonuçta bir dağın veya tepenin veya bir ovadan doğan bu nehrin suyu öğle büyük bir kudretin ve yaratıcının büyüklüğüyle olması gerekir. Zira, gece gündüz hiç durup dinlenme bilmeden, beklide dünyanın yaratıldığı ilk günlerden beri sürekli akıp giden nehirlerin nerden geldiğini düşünün bakalım.
Eğer cevabınız dünyanın derinliklerinden bir yerlerden doğuyor diyorsanız gerçekten yanılıyor olmalısınız. Dünyanın merkezinde malumunuz, lav tabakası bulunmaktadır. O halde sonsuz ve sınırsız bir güç kuvvet ve azamet sahibi olan Allah cc Hazretlerinden gayrsısının yaratıcılık gücünden başka bir şey olmadığını anlayacaksınız.

—İpek böceğini araştırın.
—İnsan DNA’larını araştırın.
—Bal arılarını araştırın.

—Vücudunuza önce dıştan bakın; sonra iç organlarınızın nasıl bir uyum içinde çalıştıklarını düşünüp anlamaya çalışın. Allah c.c.’ın büyüklüğünü ve sanatının ne kadar mükemmel olduğunu göreceksiniz.
SÜBHANEKE’nin son ibaresi *Senden gayrı ibadet edilecek ilah yoktur’a* gelince SÜBHANEKE’nin anlamını bu ifadeye gelene dek şöyle bir kafamızda toparlayacak olursak, anlatılanları kavrayabilmişsek, her halükârda Allah c.c.’dan gayrı bir ilahın olamayacağını pek açık ve net bir şekilde anlamış oluruz. Yüce Allah c.c. ümmet-i Muhammed’e (S.A.V.) Akıl, şuur ve anlayış kabiliyeti versin inşallah. Amiiin.

Powered By Blogger