15 Eylül 2007 Cumartesi

NAMAZDA HUŞU 12

Namazda Huşu

İnsan namaz kılarken bütün varlığın sahibinin huzurunda olduğunu unutmamalıdır.
Zira amirinin karşısında bile elpençe divan durup tavırlarına ve konuşmalarına son derece dikkat eden insanın alemlerin Rabbi olan ALLAH’ın huzurunda dururken saygı ve edebine dikkat etmemesi düşünülemez.

NAMAZDA HUŞU 11

NAMAZDA HUŞU
Dinimizde ibadetlerin makbul olması bir takım esaslara bağlandığı, büyük küçük günahların affıda bazı şartların yerine getirilmesine bağlı olduğu gibi kıldığımız namazın hakiki manada bizi her türlü kötülükten uzaklaştırıp Cenab-ı Hakkı’ın rızasına yaklaştıracak bir namaz olması içinde bir takım şartlar vardır. Huşuda bunlardan biridir.
Huşu Cenab-ı Hakka boyun eğmektir. yine denilmiştir ki, bir kimsenin cesedindeki her bir kıl huşu’a iştirak etmedikçe huşu yapılmış olmaz.
Huşu: namazın gerçek ve hakiki namaz olmasını sağlayan sebeplerdendir. Huşudan maksat, kişinin namaz esnasında bütün varlığı ve kalbi ile Allah’a yönelmesidir.
Namaz farizası, hakikatine inilerek huzur ve huşu ile eda edilirse insanı her türlü kötülükten uzaklaştırır: sahibini fenalıktan alıkoymayan namaz, Allah’tan uzak olmaktan başka bir şeyi arttırmaz.
Hutbenin başında okuduğum ayette: muhakkak müminler felah buldu ki onlar namazlarında huşuludurlar. Onlar ki, faidesiz işe, boş lafa bakmazlar onlar ki zekatlarını vermek için çalışırlar. Buyurarak namazlarını huşu ile kılan müminlerin felah bulacağını beyan etmektedir
Kur’an-ı Kerim’de namaz ile zekat beraber zikredildiği halde bu ayet-i kerimede namaz ile zekatın arası
Ayeti ile fasledilmesi, namazdaki huşuun, sair zamanlarda lağıvden kaçınan kimseler için hasıl olacağına işaret içindir. Lağıvden kaçınmak namazı tamamlayan bir husustur. Binaenaleyh müminler, namaz dışında faidesiz işler, mala yani boş laftan kaçınmalıdır ki namazlarını huşu ile kılabilsinler. Harici zamanlarda kalbi ve kalbin nurunu söndürecek olan mala yani şeyler ile meşgul olan kimsenin huzur ve huşu ile namaz kılması düşünülemez.
Namaz içinde kişi sağa sola iltifat etmemesi ve azaları ile oynamaması lazım. Zira vücut azaları ile oynamak huzur ve huşu’u yok eder.
Resulullah Efendimiz (S.A.V) namazda sakalı ile oynayan bir kimseyi görünce: eğer şu kimsenin kalbinde huşu olsaydı azalarında da olurdu buyurdu. Esasen musalli, namazın bütün erkanını uyanık bir kalp ile eda etmeli, sağa sola iltifat etmemeli, ne yaptığını ve ne okuduğunu bilmelidir. Nitekim Efendimiz H.Ş. de kul namazına durduğu zaman. ancak Hz Allah’ın huzurundadır. Sağa sola iltifat ederse Cenab-ı Hak: kime iltifat ediyorsun? Benden hayırlısına mı? Bana dön ey ademoğlu! Çünkü ben iltifat ettiğin şeyden daha hayırlıyım. Buyurur.
Aişe Validemizin annesi Ümmü Rüman R.a anlatıyor: namazımda sallanıyordum Ebu Bekir beni o vaziyette görünce öyle bir azarladı ki, az daha namazdan çıkacaktım. Hz Ebu Bekir dedi ki: Resulullah Efendimizi (S.A.V) dinledim şöyle buyuruyordu: herhangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun, yahudiler gibi sallanmasın zira, namazda azalarda sakin olması namazın tamamındandır.
Namaz içinde maddi hazırlık yapıldığı gibi manevi hazırlıkta yapılması lazım, manevi hazırlık, kalbin namaza hazır olmasıdır ki buda namazın ruhu mesabesindedir:
Kelime-i Şehadet’ten sonra İslam’ın en mühim şartı olan namazın huzur ve huşu ile kılınması ve mümkün mertebe masivadan kurtularak namaza başlanması icab eder. Bu da musallinin nefis ile mücahedesindeki muvaffakiyyetiyle alakalıdır:
Hz Hasan’dan mervidir ki Efendimiz: kalp hazır olmadan kılınan namaz ancak musallinin ukubetini süratlendirir.
Hastanın, hastalığı devam ettiği müddetçe en güzel yiyeceklerde alsa hastaya faide vermeyeceği gibi insanda kalbi hastalıklardan ve nefsin tesallutundan kurtulmadıkça kişi hakkıyla namaza hazırlanması ve namazı kılması mümkün değildir, böyle kimseye ibadet ve namazın edası ağır gelir.
İbn-i Abbas: manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan iki rekat namaz, gafil kalple akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır. buyurmuştur.
H.ş’te bu ümmetten ilk kaldırılacak olan şey emanet ve huşudur ki nerede ise huşu sahibi bir kimseyi göremez olursun. Buyurdular.
Abdullah ibn-i Şühayr anlatıyor. Ben Resulullah’a gelmiştim namaz kılıyordu ağlamasından dolayı sadrı şerifleri tencerenin kaynadığı gibi kaynıyordu.

NAMAZDA HUŞU 10

Ey okuyucu;
Şunu iyi bil ki
Kişiyi namazda meşgul eden, ona namazını gaflet içinde kıldıran ancak hatıra gelen ve kişiyi meşgul eden çeşitli düşüncelerdir. Öyle ise, bu düşünceleri namaz kılarken defetmek lâzımdır. Bu düşüncelerin defi de, namaz kılınan yerin sakin olması, kendisini meşgul ederek seslerden hali alması, seccadelerin süslü ve nakışlı olmaması ile olur. Namaz kılarken baktığı zaman, kendisini meşgul edecek zinetli elbiselerin giyilmesi de bu düşünceleri defetmeye vesile olur.
Nitekim rivâyet edilmiştir ki:
Resulullah (s.a.v.) Ebu Cehm (r.a.) in kendilerine vermiş olduğu nakışlı elbiseyi giyip onunla namaz kıldığı vakit, namazdan sonra elbiseyi çıkarıp, şöyle buyurur:
-“Bunu götürün Ebû Cehm’e verin. Çünkü bu elbise beni az önce namazda meşgul etti.”
Rivâyet olunur ki,
Ebû Talha (r.a.), bahçesinde namaz kılıyordu. Bahçede bulunan ağacın üzerinde bir kuş vardı. Kuş uçup ağaçtan çıkış yerini arıyordu. Ebû Talha’nın gözü epey bir zaman kuşa takıldı ve kaç rek’at namaz kıldığını anlıyamadı. Kendisinin uğradığı bu fitneyi Resulullah’a (s.a.v.) anlatıp şöyle dedi:
-“Ya Resulullah, o bahçeyi sadaka olarak verdim. Dilediğin gibi dağıt.”
Gene rivâyet edilir ki;
Biri bahçesinde namaz kılıyordu. Bahçedeki hurma ağacı meyve ile dolu idi. Adam ağaca baktı, hoşuna gitti, kaç rek’at namaz kıldığını bilemedi. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a.)a gelip durumu anlattı.
Ve:
-“Bahçeyi sadaka olarak veriyorum. Onu, Allah (c.c.) yolunda sarfet.” dedi.
Hz. Osman (r.a.) bahçeyi elli bin liraya sattı.
Namazda dört şey işlemek çirkindir:
1- Etrafı gözlemek.
2- Yüzüne el sürmek. (meshetmek)
3- Secde yerindeki, küçük taşları itmek.
4- Önünde biri geçecek yerde namaz kılmak.
Tevrat’ta şöyle yazılıdır:
Allah (c.c.) buyuruyor:
-“Ey Âdem oğlu, Benim huzurumda ağlıyarak namaz kılmak için durmaktan âciz olma. Çünkü ben öyle bir Allah’ım ki, sana senin kalbinden yakınım.
Rivâyet edili ki, Hz. Ömer (r.a.)
Minberden Müslümanlara şöyle der:
-“Kişi, İslâm yolunda sakallarını ağartsa da Allah (c.c.) için namazını tamamlaış olmaz.”
Soruldu:
-“Bu nasıl olur?”
Hz Ömer (r.a.) dedi:
-“Kişi namazında, Allah’a (c.c.) yönelmiş olduğu halde, hûşu ve kalb huzuru ile namazını kılmaz.”
Ebul-Âli (r.a.)ye
-“Onlar namazlarında gafillerdir.” Âyeti celilesi nin soruldu:
Şöyle cevab verdi:
-“O öyle kimsedir ki, namazını gaflet içinde kılar. Namazı bitirdiğinde, iki rek’atımı yoksa bir rek’atı mı kıldığını bilmez.
Hasan (r.a.) ise şöyle der:
-“O namaz vaktini geçirendir.”
Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur:
-“Allah (c.c.) buyuruyor ki:
“Kulum benim azâbımdan ancak kendisine farz kıldığımı edâ etmesiyle kurtulur.”

Mükaşefetil Kulub (İmam-i ĞAZALİ)

Allah(c.c.) bizleri ve sizleri Namaz kılarken Namaz’ın erkanlara hasasiyet le riayet eden kullarından eylesin…AMİN….


Bazı âlimlerde der ki:
-“Kim ki, namaz kılarken, hakikat üzere toplanmazsa, onun namazı fâsid olur.”
Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki:
-“Cennette efyeh (geniş) denilen bir nehir vardır. İçinde öyle hûriler vardır ki, Allah (c.c.) onları za’ferandan yaratmıştır. Onlar inci ve yakutla oynarlar. Sesleri Davud (a.s.)’ın sesinden daha güzeldir."
Onlar şöyle derler:
-“ Biz, namazı huşu ve huzur ile kılan içiniz."
Allah (c.c.) da şöyle buyurur:
-"Namazı huşu ile kılanı kendi cennetimde iskân ederim, onu beni ziyaret edenlerden kılarım.”
Allah-ü Teâlâ (c.c.) Mûsa (a.s.)’a şöyle vahye ettiği rivâyet edilir:
-“Ey Mûsa, beni zikrettiğin zaman a’zaların ürpererek zikret. Beni zikrettiğin zaman huşû ve kalbin mutmain olarak bulun. Beni zikrettiğin zaman dilini kalbinin ta arkasında kıl Benim huzuruma durduğun zaman, alçak gönüllü kulun duruşu gibi dur. Doğru dil ve korkak kalble bana münacatta bulun.”
Gene rivâyet edilir ki, Allah-ü Teala (c.c.) Mûsa (Aleyhisselâm)a vahy ederek buyurdu:
-“Ey Musa Ümetinin asilerine söyle, beni zikretmesinler. Çünkü kendime yemin ettim ki, beni zikredenleri zikredeyim. Onlar beni zikrettikleri vakit, ben onları la’netle zikrederim.”
Bu gaflet içinde olmayıp, zikreden asi hakkındadır. Ya gafletle isyan bir arada olduğu vakit nasıl olur.
Kiyamet günü, insanlar, namazlarını huşu ve kalb huzuru ile kılıp kılmamalarına göre haşredilirler. Kıldıkları namazda bulunan, ni’metler ve onlardan aldıkları lezzete göre, ortaya çıkarılır.
Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) namaz kılarken sakalı ile oynamakta olan bir adamı görünce şöyle buyurmuştur:
-“Eğer bu adamın kalbinde huşu olsaydı, azalarında da huşu olurdu.”
Ve devam ederek buyurdu :
-“Kalbinde huşu bulunmayan kimsenin namazı kabul olmaz.”
Ey Okuyucu:
İyi bil ki; Allah-u Teala (c.c.) namazlarını huşu ve kalb huzuru ile kılan kimseleri birçok ayeti celilede medhetmiştir. Ayetlerden bazıları şunlardır:
-“Mü’minler muhakkak felah bulmuştur (Umduklarına nail, korktuklarından emin olmuştur). Ki, onlar namazlarını huşu, içinde kılarlar.” El Mü’minun: ayet:-23/1-2
(Öyle mü’minler ki,) onlar namazlarına devam ederler.” El Mü’minun: ayet- 23/9
Denilir ki;
-“Namaz kılanlar çoktur. Fakat namazlarında huşu’a riayetkar olanlar azdır.”
-“Hac yapanlar çoktur. Fakat Haccı koruyanlar azdır.”
-“Kuş çoktur, fakat Bülbül azdır.”
-“Alim çoktur, fakat ilmi ile amel eden azdır.”
Namaz, huşu yeri ve tevadu kaynağıdır. Bunlar namazın kabul olmasının alametidir. Zira namazın caiz olmasının şartı ve kabul olmasının şartı vardır.
Namazın caiz olmasının şartı: Namazın farzlarını EDA etmektir. Kabul olmasının şartı ise HUŞU VE TAKVADIR.
Ey okuyucu;
Şunu iyi bil ki,
Devam edecek…

Mükaşefetil kulub (İmam-i ĞAZALİ)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kiyamette ilk olarak sorguya tabi tutulacak olan namaz’ın erkanlarına riayet eden, Huşu ve takva üzere kılan kullarından eylesin…AMİN…

Fuad YUSUFOĞLU

NAMAZDA HUŞU 9




Ebû Abdullah-i Rodbârî hazretleri Namazda Husu hakkinda:

Ebû Abdullah-i Rodbârî hazretleri bir vâzi sirasinda namazin mâhiyeti ve husû içerisinde bulunmanin önemini bildirerek söyle buyurdu:

"Namazda husû, namaz kilanin kurtulusunun alâmetidir. Nitekim Allahü teâlâ, Mü'minûn sûresi basinda; "Muhakkak ki, müminler kurtulusa erdiler. O müminler ki, namazlarinda husû (tevâzu ve korku) sâhipleridir." buyurmaktadir.

Peygamber s.a.v Efendimiz de buyurdu ki: "Bir müslüman dogru olarak ve husû ile iki rekat namaz kilinca, geçmis günahlari affolur." Yâni, Allahü teâlâ onun küçük günahlarinin hepsini affeder. Husûu terketmek ise, münâfiklik alâmetidir ve kalbin harâb olmasidir.

Nitekim Allahü teâlâ, Mü'minûn sûresi 117. âyetinde meâlen; "Gerçek sudur ki: Allah'tan baskasina tapinan kâfirler, felâha, kurtulusa kavusamazlar." buyurmaktadir."

Namazda husû ve hudû: Bütün âzâlarin hareketsiz kalip tevâzu hâlinde bulunmasi ve kalbin de Allahü teâlâdan korku üzere olmasi demektir.

Hadîs-i serîfte; "Kalbin hazir olmadigi namaza Allahü teâlâ bakmaz." buyruluyor.

Ibrâhim aleyhisselâm namaz kildigi zaman, kalbinin hisirtisi çok uzaklardan duyulurdu. Hazret-i Ali namaz için kalktigi zaman, vücûdunu bir titreme alir, yüzünün rengi degisirdi ve; "Yedi kat göklere ve yere arzedilen ve onlarin tasiyamadiklari emânetin zamâni geldi." derdi.

Süfyân-i Sevrî de; "Namazi husû ile kilmayanin, namazi dogru olmaz." derdi. Bunun için namazda tumânînete ve tâdîl-i erkâna dikkat etmelidir.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem; "En büyük hirsiz, kendi namazindan çalan kimsedir." buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi namazindan nasil çalar?" diye sordular. "Namazin rükûunu ve secdelerini tamam yapmamakla." buyurdu.

Bir defâ da; "Rükûda ve secdelerde, belini yerine yerlestirip biraz durmayan kimsenin namazini, Allahü teâlâ kabûl etmez." buyurdular.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir kimseyi namaz kilarken, rükûunu ve secdelerini tamam yapmadigini görüp; "Sen namazlarini böyle kildigin için, Muhammed'in (aleyhisselâtü vesselâm) dîninden baska bir dinde olarak ölmekten korkmuyor musun?" buyurdu.

Yine; "Sizlerden biriniz, namaz kilarken, rükûdan sonra tamam kalkip, dik durmadikça ve ayakta, her uzuv yerine yerlesip durmadikça, namazi tamam olmaz." buyurdu.

Bir kere de; "Iki secde arasinda dik oturmadikça, namaziniz tamam olmaz." buyurdu.

Bir gün Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem birini namaz kilarken, rükûdan kalkinca dikilip durmadigini ve iki secde arasinda oturmadigini görüp; "Eger namazlarini böyle kilarak ölürsen, kiyâmet günü sana, benim ümmetimden demezler." buyurdu.

Bir kere de; "Altmis sene, bütün namazlarini kilip da, hiç bir namazi kabûl olmayan kimse, rükû ve secdelerini tamam yapmayan kimsedir." buyurdu.

Zeyd ibni Vehb, birini namaz kilarken rükû ve secdelerini tamam yapmadigini gördü. Yanina çagirip; "Ne kadar zamandir böyle namaz kiliyorsun?" dedi. "Kirk sene." deyince; "Sen kirk senedir namaz kilmamissin. Ölürsen, Muhammed Resûlullah'in sallallahü aleyhi ve sellem dîni olan Islâmiyet üzere ölmezsin." dedi.

Bir mümin, namazini güzel kilar, rükû ve secdelerini tamam yaparsa, namaz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o namazi göge çikarir. O namaz, namazi kilmis olana, iyi duâ eder ve sen beni kusurlu olmaktan korudugun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin, der. Namaz güzel kilinmazsa, siyah olur. Melekler o namazdan igrenir. Göge götürmezler. O namaz, kilmis olana, fenâ duâ eder. "Sen beni zâyi eyledigin, kötü hâle soktugun gibi, Allahü teâlâ da seni zâyi eylesin." der. O halde, namazlari tamam kilmaya çalismali, tâdîl-i erkâni yapmali, rükûu, secdeleri, kavmeyi yâni rükûdan kalkip dikilmeyi ve celseyi yâni iki secde arasinda oturmayi iyi yapmalidir. Baskalarinin da kusurlarini görünce söylemelidir. Din kardeslerinin namazlarini tamam kilmalarina yardim etmelidir. Tumânînet ve tâdîl-i erkânin yapilmasina çigir açmalidir."





EVZÂÎ

Namazda husûnun nasil olacagini sorduklari zaman, Evzâî hazretleri söyle cevap verdi: "Gözleri asagi düsürüp, önüne bakmak, yanlarini kabartip, sisirmeyip alçaltmak ve bir de kalb yumusakligi, yâni üzüntülü bir vaziyette durmak. Gösteris olunca husû gider."

NAMAZDA HUŞU 8

Namazda Huşu'suzluk

Eğer denilirse ki, hususuz kılınan namaz hakkında ne dersiniz? Acaba öyle bir namaz kabul olunur mu?Buna şöyle cevap verilebil ir: Bu, bundan sevap alamayacağı manasındadır ve ancak aklı başındayken ve ALLAH'a huşu' edilen miktarınca sevab alır, onun dışındaki sevaba konu olmaz.İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Namazından sana ait olan ancak aklının başında olduğu kısmıdır."Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde merfu olarak şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:"Kul namaz kılar. Ancak o namazdan onun hesabına ya yarısı ya üçte biri veya dörtte biri, nihayet onda biri yazılır."Cenab-ı Hak namaz kılanların felahını, namazlarında huşu halinde olmalarına bağlamıştır. Bu da namazda huşu içinde olmayanla rın kurtulanl ardan olmayacak larına delalet eder. Şayet hususuz kılınan namaz kabul olunsaydı, öyle namaz kılanların da felah bulanlard an olmaları gerekirdi .Dünyevi hükümler ve kazasının gerekmesi bakımından kabul olunup olunmamasına gelince şayet huşu ve anlaması galip ise icma ile kabul olunur. Bu arada kılınan sünnetler, akabinde yapılan zikirler onun eksikleri ni tamamlarl ar.Eğer huşusuzluk ve ilgisizli k galip olursa fıkıh uleması böyle bir namazın iadesinin vacip olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel'in talebeler inden Ebu Abdullah b. Hamid ve Ebu Hamid el Gazzali Vasit ve Basit adlı eserlerin de değilse de İhya'da böyle bir namazın yeniden kılınmasının vacip olduğunu kabul etmişlerdir.Bu görüşten olan alimler böyle bir namazdan dolayı mükafat söz konusu olmadığını, ondan dolayı felah bulunmaya cağını ileri sürerek ondan zimmetin kurtulama yacağım, riya ile namaz kılan kimse gibi, onu kaza değil, iade etmesi gerektiğini ileri sürmüş ve bu hususta şu delilleri zikretmişlerdir:1 - Huşu ve düşünme namazın ruhu, gayesi ve özüdür. Binaenale yh, ruhu ve özü gitmiş, sadece şekil ve kabuğu kalmış olan bir namaz nasıl kabul edilebili r?2 - Kişi namazda bir vacibi kasden terk etse bu, o namazı bozar. Çünkü bir kısmı bulunmaya n namaz, organı eksik olan ve keffaret olarak azad edilen bir köle gibidir. Her ikisi de sahih olmaz. Öyle ise ruhu, özü ve gayesi gitmiş olan bir namazın da sahih olmaması icap eder. Çünkü böyle bir namaz artık ölü bir köleye benzer. Nitekim farz olan bir keffaretl e mesela eli kesik olan bir köleyi azad etmek caiz olmadığı gibi, ölü olan bir köleyi bu maksatla azad etmek haydi haydi caiz değildir.Bazı selef uleması da, şöyle demiştir: Namaz bir hükümdara hediye edilen bir cariye gibidir. Nasıl ki bir hükümdara çolak, şaşı veya kör, yahut da eli ve ayağı kesilmiş, yahut hasta, çirkin ya da ölmüş, ruhsuz bir cariye hediye edilmezse, kul da rabbine hediye ettiği namazı seçmek durumunda dır. Zira ALLAH iyidir, ancak iyi olanı kabul eder. Ruhsuz bir namaz ise iyi bir amel değildir. Nitekim ruhsuz bir köle azad etmek de iyi bir azad değildir.3 - Kalbi huzur ve huşu ibadetind en alıkoymak, uzuvların efendisin i ibadetten alıkoymak ve uzaklaştırmaktır. Efendi azledip etkisiz bırakıldıktan sonra, halkın taat ve ibadetini n ne önemi kalır?4 - Organlar kalbe tabidirle r. Kalbin iyi oluşuyla iyi, kötü oluşuyla da kötü olurlar. Kalb kulluğunu yapmazsa organlar haydi haydi yapmazlar . Kalbin ibadeti gaflet ve vesvese ile fasit olursa onun halkı ve askeri durumunda olan organların ibadeti nasıl sahih olur? Halbuki o halk ve askerler onun emriyle hareket etmekte, onun emrine uymaktadırlar.5 - Tirmizi ve diğer hadis kitaplarında merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Rasululla h (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "ALLAH gaflet içindeki kalbin duasını kabul etmez." Bu hadis ya ibadet duasına hasdır, ya niyaz duasına mahsustur .Ancak her halükarda gaflet içindeki bir kalbin yapacağı ibadet duasının kabul olunmayac ağına dikkat çekmektedir.6 - Genellikl e, gaflet ve yanılmanın galip geldiği namazda ihlas bulunmaz. Çünkü ihlas kullukta sadece mabuda yönelmektir. Gaflet içinde bulunan kimsenin bir yönelişi söz konusu olmayacağına göre, ibadetini n de söz konusu olmaması gerekir.7 - Cenab-ı ALLAH :"Şu namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılmaktadırlar" (Maun, 4-5) buyurmuştur. Halbuki yanılmak namazı kılmamak değildir. Öyle olsaydı Cenab-ı Hak ayette "namaz kılanlar" deyimim kullanmaz dı.O halde, zikredile n yanılma bir vacibi unutmadır ki, ya İbn Mesud ve diğer bazı zevatın ileri sürdükleri gibi, vakti unutmadır veya huzur ve huşuu unutmadır. Doğrusu ayette geçen yanılma her iki tür yanılmayı da içine almaktadır. Çünkü Hak Subhanehü ve Teala onların namaz kıldıklarını kabul ettikten sonra, onda yanıldıklarını ifade buyurmuştur. O halde bu yanılma ya vacip olan vakitte yanılma veya vacip olan huzur ve ihlasda yanılmadır. Onun için ayette riya ettikleri nden söz edilmiştir. Şayet bu yanılma terk manasına gelen bir yanılma olsaydı, riyadan söz etmek mümkün olmazdı.Bir an için ayette geçen yanılmanın sadece vacipte yanılma olduğunu kabul etsek bile, ihlas ve huşu konusunda yanılmaya karşılık, yazık olacağına dair bir tehdidi şu sebeplerd en dolayı evleviyet te içine almaktadır, a - Vakit özür halinde düşer ve yerini bedeline bırakır. Oysa ihlas ve huzur hiç bir halde düşmez. Ve bedeli yoktur, b - Vakit vacibi, huşu maslahatını tamamlama k için düşer. Binaenale yh huşu ve huzur ile kılınmasına bir mani bulunan namazı diğer bir namazla cem' etmek caiz olur.Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı alimlerin kabul ettikleri üzere yolcu, hasta ve cem etmeye ihtiyacı bulunan meşgul kimse böyledir.Özet olarak Peygamber nazarında namazda ihlas, huzur ve kalbi bütünüyle ALLAH'a yöneltme maslahatı, diğer vacipleri n maslahatından daha fazladır. Binaenale yh, şari'in bir tek tekbirin terki, bir rüknü yerli yerinde yapmanın terki, bir harfin bir şeddenin, terki, bir teşbihin "SemiALLAH u limen hamiden", "rabbena lekel-hamd" veya bir salavatın terki ile namazı iptal ettiği halde, ruhu, özü ve en büyük gayesi, sırrı bulunmaya n bir namazı kabul etmesi nasıl düşünülebilir?Bu grubun ileri sürdükleri deliller bunlardır. Görüldüğü üzere bu deliller güçlü ve açık delillerd ir.Huşusuz kılınan namazın iadesinin lazım gelmeyeceğini ileri süren diğer grubun öne sürdükleri deliller ise şunlardır:1 - Sahih bir hadiste Peygamber imiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:" Müezzin ezana başladığı zaman şeytan kaçar. Ezanı duymamak için sesli bir şekilde yellenere k gürültü çıkarır. Ezan bitince geri döner. Namaz için kamete başlanınca yine uzaklaşır. Kamet bittiği zaman geri döner ve kişinin kalbi ile arasına girer, ona hatırına gelmeyen şeyleri hatırlatarak, şöyle der: Şunu hatırla, şunu hatırla. Sonunda kişi kaç rekat kıldığını bilemez hale gelir. Siz bu halde olursanız oturduğunuz zaman iki secde yapın."Peygamber Efendimiz (s.a.v) burada namazında kaç rekat kıldığını bilmeyece k kadar şeytan tarafından gaflete düşürülen kimseye iki tane sehv secdesi emretmekt e, ancak namazı iade etmesini emretmeme ktedir. Şayet sizin iddia ettiğiniz gibi böyle bir durumda namaz batıl olsaydı, Rasululla h (s.a.v) onun iade edilmesin i emrederdi .İşte şeytanın kula namazda vesvese verip huşuuna mani olmasından dolayı onun burnunu toprağa sürtmek için sehiv secdeleri nin emredilme sinin sırrı da buradadır. Bunun içindir ki Peygamber (s.a.v) sehiv secdeleri ne "murağğimeteya= iki horlayıcı" adını vermiş, namazında sehivde bulunanla ra bu iki secdeyi yapmalarım emretmiştir. Secdeleri gerektire n unutmanın az veya çok olduğuna ve şiddetine dair bir ayırım yapmadan, "her sehiv için secde yapılmasını" emretmiş, şiddetli olan sehvi ayırmamıştır.2 - İslami hükümler zahire göre verilir. Gizli olan imani hakikatle r ise sevap ve ikaba taalluk eden şeylerdir.Dolayısıyla, ALLAH'ın iki ayrı hükmü vardır: Birincisi dünyada amellerin zahirine ve organların amellerin e göre verdiği hükümler;İkincisi ise, ahirette zahir ve batına göre vereceği hükümlerdir. İşte bu esastan dolayıdır ki, Rasululla h efendimiz (s.a.v) münafıkların izhar ettikleri hallerini kabul eder gizli niyet ve hallerini ALLAH'a havale ederdi. Münafıklar müminlerle evlenip mirasçı olurlardı. Bu dünya açısından namazları makbul olarak değerlendirilir, zahiri olarak icra etmelerin den dolayı namaz kılmamış olarak kabul edilmezle rdi Ancak mükafat ve ceza ile ilgili hükümler insana değil, ALLAH'a aittir. Onun hükmü ahirette verilecek tir.Biz İslam'ın ameli kısmı hakkında hüküm veriyoruz . Dolayısıyla ahirette cezadan kurtarıp mükafata sebep olmasa bile, münafık ve riyakarın namazının sahih olduğuna hükmederiz. O halde vesvese ve kalbin huşudan gaflet etmesine müptela olan gafil müslümanın namazı haydi haydi sahih olmalıdır.Evet, huşusuz olarak namaz kılan kimse ALLAH'ın dünyada ve ahirette namaza bağlamış olduğu bir takım lütuflardan mahrum kalır. Çünkü namazın bu dünyada, kalpteki imanı kuvvetlen dirmesi, kalbi nurlandırması, kalbin genişleyip açılması,' ibadetin tadını alması, neşe ve sevinç duyması; tıpkı padişahın huzuruna varıp' onunla hususi olarak konuşan bir kimse gibi, hatta ondan daha ziyade olarak niyet ve kalbiyle namazda ALLAH'a yönelen, kalbi O'nun huzurunda bulunan bir müminin elde edeceği lezzeti duyması gibi, elde edebileceği mükafatları vardır.Ayrıca namazını kılan kimse ahirette yüksek dereceler e çıkar. Mukarrabi n ile beraber olur. İşte namazda huşu ve huzur içinde bulunmaya n kimse, bütün bunları elinden kaçırır, îki insan namazda yanyana durdukları halde, namazları arasında göklerle yer kadar fark olur. Ancak bizim bunlar için bir diyeceğimiz yoktur.Eğer huşu'suz kılınan namazın iade edilmesin in gerektiğini söylerken, bu netice ve meyveleri elde etmesi düşüncesini taşıyorsanız buna hakkınız vardır. Haliyle kişi isterse o neticeler i elde eder, isterse etmez. Şayet, "bu hususta mecburdur, yapmazsa onu cezalandırır, kendisine namaz kılmayan kimse gibi muamele ederiz," diyorsanız, bu doğru değildir.Namazda huşu içinde bulunmaya n kimse ile ilgili görüşlerden ikinci görüş, bize göre daha doğrudur. En iyisini ALLAH bilir.

NAMAZDA HUŞU 7





Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur’anı Kerimde; “Allah’ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun” buyurulmaktadır. (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c 3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir. Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.


Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , “Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder.” buyurmuştur.


Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu’a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur’anı Kerim;


“Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir.” buyrulmaktadır. (Mü’minun,1)


Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.


Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: “Sahabe-i Kiram, namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah’ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi.”


Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya düşüncelerinden kurtulabilir.


El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir. Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak, sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet’in sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur. (Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri 2, s 121).


*


Hazret Ammar -Radıyallahü anh- ‘den rivayet edildiğine göre, Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:


“Cennette efyah denen bir ırmak vardır. İçinde huriler bulunur. Allah onları zaferandan yaratmıştır. İnci ve yakut taneleriyle oynarlar. Yetmiş bin lisanla Allah’ı tesbih ederler. Sesleri Davud -Aleyhisselamın- sesinden daha güzeldir. Bu huriler şöyle derler:


Bizler, namazı hûşu ve kalp huzuru ile kılanlar içiniz.”


Hazret-i Ali -Radıyallahü anh- şöyle buyurur:


“Hûşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertile riayet edilmeden yapılan kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehavet bulunmayan malda, sıkı bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.”


Müslüman, namazını kalbi ve kalıbı beraber olarak kılmalıdır. Nitekim Hadis-i şerifte: “Kişinin kalbi ve bedeniyle beraber namazda hazır olmadıkça Allah o namaza bakmaz.” buyurulur.


Namazda her uzvun tevazu göstermesi ve kalbin de, Allah Teala’dan korku üzere olması lazımdır.


Bir Hadis-i şerifte: “Kişiye namazdan yazılacak ecir, kalp huzurundan başkası değildir.”(İhya, I 160)


Diğer bir Hadis-i şerifte: “Kulun kıldığı namazından elde edeceği şey, sadece (namazda oluşunun) şûurunda olduğu anların sevabıdır.” buyrulur.


Abdulvahid bin Zeyd:


“Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir.” demiş ve bu hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.


Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- ‘ın bildirdiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.”(Darimi, Salat, 91)


*


Namaz kılanlara, ihlas ve hûşu derecesine göre sevap verilir. Bazılarına ecir ve sevabın hepsi verilir. Bazılarına sevabın yarısı verilir, bazılarına onda biri verilir. Bazılarına hiçbir şey verilmez. Çünkü namazı hiçbir şeyi hak etmemektedir.


Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:


“Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve eksiklik varsa, onun hesabı yapılır.” buyurulur.


Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:


“Kim güzelce abdest alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak hûşu ile vaktinde namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve sahibine şöyle der:


“Sen beni nasıl geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni korusun.”


Kim ki güzel abdest almaz, rükûları ve secdelerini Hûşu ile yapıp, vaktinde namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe çıkarak sahibine şöyle der:


“Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!”


Allah’ın dilediği zaman gelince bu tür namazlar, bir eski paçavra gibi dürülüp sarılarak sahibinin suratına çarpılır. (et-Terğip ve’t-Terhib, I, 339)


Rasulullah (a.s) bir gün adamın birinin namaz kılarken sakalını elleriyle karıştırdığını gördü, buyurdu ki: Eğer bunun kalbin de hûşu olsaydı vücudunun her uzvunda hareketsizlik olurdu.


Rasul-i Ekrem bir buyurdu ki: Kıldığın namazı, en son namazınmış gibi, bir daha namaz kılma fırsatı bulamayacak bir kişinin kıldığı namaz gibi kıl.


Müceddid-i Elf-i Sânî İmamı Rabbani Hazretleri Mektubat’ta şöyle yazıyor: “Secde de ellerin parmaklarını birleştirmeye, rükûda da parmakları birbirinden ayrı tutmaya (birleştirmemeye) dikkat etmelidir. Şeriat parmakları birleştirmeyi ve açık tutmayı lüzumsuz yere emretmemiştir. Yani böyle basit meseleleri bile gözetmek gerekir.” Devamla şöyle yazıyor. ” Namazda ayakta dururken gözleri secde yerine dikmeli, rükû halinde ayaklara doğru bakmalı,secde yaparken burun hizasına ve otururken de diz üzerindeki ellere bakmalıdır. Tüm bunlar namazda hûşu meydana getirir, aynı zamanda dikkatin dağılmayıp kişinin kendini namaza vermesi mümkün olur.”


Biri Hz. Ali’den hûşu nedir? diye sordu.


Hz. Ali: Hûşu kalpte bulunan bir şeydir. Namazda iken donmuş gibi durup hiç bir yana bakmamak ve hiç bir şeyle ilgilenmemek hûşudandır. İbn-i Abbas (r.a) hazretleri diyor ki: Namazda hûşulu olan kişi Allah’tan korkan kişidir. Namaz kılarken de hareketsiz duran kişidir.


Hz. Ebû Bekir (r.a) diyor ki: ” Rasul-i Ekrem bir keresinde buyurdu ki: Münafıkça hûşudan Allah’a sığının. ” sahabe-i Kiram ” Münafıkça hûşu nedir? ” deyince, dedi ki:” Görünüşte sükunet ve hareketsizlik vardır, ama içeride münafıklık olursa bu münafıkça hûşudur.


Pek çok sahabe ve tabilerden şöyle nakledildi. hûşu; sükûn ve hareketsizliğin adıdır.

NAMAZ KIL(M)IYORMUSUN?

I

Namaz kılıyor musun?

Lütfen burada yazdıklarımı sonuna kadar okuyun ve biraz düşünün...

Neden namaz kılmıyorsun???

namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?

ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???

dur ben tahmin edeyim:

namaz kılacak vaktin yok değil mi?

ama onların da yoktu...






ya savaş namazına ne demeli:

ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu karşında düşma vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmıyacaksın di mi ben ce en kolayı bu...
ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusun ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısı ileride nöbet tuttu,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar, bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar nöböte başladı diğerleri geri çekilip yine Peygamberimizin imamlığında namazı eda ettiler...

sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...



o az sonra idam edilecek



o ön cephede




ama o zaman bu yoktu değil mi?








yada bu









eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?


hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namazı yer yok ki evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?

sence onların yeri var mı?



isteyene yer çok değilmi?


buda tutmadı başka yokmu bahanen?

yada yolculuk yapıyosundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...

peki onların var mı?


bir tren istasyonu ve yolcular


acaba onların dini başka bizimki başkamı?



gemi ve yine yolcular


buda olmadı galiba?

yada çok yoğunsundur, çok işin vardır hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

onların da işi çok ama bi on dakika ayırabiliyorlar


ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun,


dünyalık için değil mi?
iyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?


bir daha düşün sen önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey,


orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?


oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

belki şunu dersin: "bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı kaza namazıda kılacaktım"...ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak,
ya yaşlanmazsan...

ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...ha



bunlar kadar gençmisin sen,ama bak onlar kılıyor neden?


namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer "sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil"demişti,
ve çocuk demişti ki:"Amca, amca! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir."

sen hala gencim de...?

aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

bak oda hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...(HİÇ UNUTMAM DEDEM ÖLÜM DÖŞEGİNDE DAHİ KILIYORDU)



amcanında beli bükülmüyor



ama ayakta duramıyosun değil mi?
oturarak kıl, oturamıyosunda(yatalaksın)
kafanla kıl o zaman,


yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yıttın galiba) zannetme ki yırttın


o zaman da gözlerin kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerinde vardır...değil mi?

yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?

O Güzeller Güzelinin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de,


ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

eee gördün mü kalbin Efrendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

değil, değil mi?

bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

tamam hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakiti kıl olmaz mı?

oda mı yok?

bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarıda ben tahmin ediyim...

sabah namazına uyanamıyorsun,


sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?



ya böyle bir ilan görsen ne yapardın acaba?



gitmezdin değil mi değmez onun için felan uykunu bozmana,


sen mi gitmeyeceksin yalan bari söyleme


ilk sen olmak için geceyi orda geçirirdin...

olmadı, gelelim öğleye,


off öğle vakti o kadar telaşede namaza vakit mi ayırcaksınbir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten,


bir de namaz hiç olmaz bu kadar işin arasında namaz mı olur?


ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun


belkide zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyosun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

ya ikindin ne olacak??

dur şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını felan kılamazsın,


işte bahane bu yorgunum


tamam, oldu namaz farzı üzerinden kalktı çünkü yorgunsun


savaştakiler yorulmuyor ama sen yoruluyorsun

ya akşam namazı???

oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vaktide kısa yetişemiyorsun değil mi?

evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev,


ama vakit kaçıyor gidiyor bir daha bulabilecekmisin o vakti???

yatsı namazını hiç sormayayım değil mi?

o saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...
uykusuzluğa dayanamıyorsun işte ne yapabilirsinki bu da senin zaafın değilmi



ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?



eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı,


var mı başka bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi?


kalmadı çünkü başka bahane...


aslında var ben sana söyleyim mi


üstelik bu sefer kesin kurtulursun namaz kılmaktan(zaten kılmıyosunda) üstelik bir tane değil,


ne mi dur söyleyim:

1 : ÖLÜ İSEN

2: DELİ İSEN

3: ÇOCUK İSEN

4: HAYVAN İSEN

5: KAFİR İSEN

ne dersin sıyırdın bu sefer ha?

ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin,


üstelik kocaman adamsın ve insansın,


Allah korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın................


sana sesleniyorum ey insan boşver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki


sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki?


koskoca bir hiç.


yani gel namazını kıl uyma sen ona


yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane,



niye mi namaz kılacaksın? dur onuda söyleyim:

sen müslümansın degil mi?(elhamdülillah)


eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana müslüman oldugunu,


tabi ki namaz kılarak islam demek namaz demektir namaz dinin direğidir onun için...


bir de gözünü çevirde bak etrafına




bu güzellikleri Yaratan övülmez mi,


ona sana verdiği binlerce nimet için şükredilmez mi,


tabi ki şükredilir bu da en güzel şekli olan namazla olur,


hem sen namaz kılmakla Allah ’ı yüceltemezsin O zaten Yüceler Yücesi ,


sen ancak Rabbimin katında kendini yüceltirsin...

tamam sen boşver hepsini sen bunlara da mı acımıyorsun

Yüce Allah buyurmuyor mu:

"namazdan sonra edilen dua reddolunmaz" diye, haydi onlar için başka bir yapmıyorsun(yapamıyorsun) madem en azından dua et...



hem bak doğada herşey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun


işte buda taşın secdesi


şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?


haydi mevlanaca namaz kılmaya var mısın??
onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

veysel karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek


bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...



Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar,


ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor,


soranlara da "biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz" demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,



Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?



O GÜZELLER GÜZELİ,


namazı en güzel kılan O


kimse onun gibi Kılamazdı,


varmısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?


biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın,


onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz,


namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda...



nasıl mı namaz kılacaksın? öyle bir namaz kılacaksın ki



ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak,


namaz kıldığın yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve


imamın Hz. Muhammet Mustafa olacak ve


Hz. ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın....



öyle bir namaz kılacaksın ki,



sırat köprüsünün üzerinde olacaksın


aşağısı cehennem ve


karşında YÜCELER YüCESİ Allah TEALA ve


meleklerle saf tutarak...



öyle bir namaz kılacaksın ki mevlana’ca:


Namaza tekbirle girmek,"İlahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !" demektir.


Tekbir getirerek kurban kesildiği gibi,


tekbirle namaza başlamak da, "Allah ’ım canımız Sana feda olsun!" anlamındadır.



Namazda kıyama durmak, Allah ’ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır.


Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kullundan ve


işledği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.



Başı rükuda iken"Hakk’ın suallerine cevap ver" diye İlahi ferman gelir.


Kul, rükudan başını mahcup olarak kaldırır.


Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.


Tekrar ona,"Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver" diye ferman gelir.


O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.



Aslında sen namazı Kabe de kılıyorsun biliyor musun?


evet sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kabe’nin etrafını çeviren ilk halkadır ve


sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun


sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşAllah ön saflarda da kılmak nasip olur...



var mısın böyle namaz kılmaya?


hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve


Yaradanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA’ya yaklaş...



hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime


o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz


hadi kırın onun gücünü


biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman


bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı haydi şimdi namaz zamanı,


haydi şimdi kurtuluş zamanı... (hayye alel felah)


KURTAR KENDİNİ...


__________________


Kur’an-ı Kerim, imanı yücelten bir iksirdir. Yeter ki tertemiz niyetlerle okunsun.(hadis-i şerif)

Powered By Blogger